26 Şubat 2017 Pazar

İkizler eğitimde {uyku}




Oldukça sık yazmak istememe rağmen maalesef bazı günler bilgisayarı açacak fırsat bulamıyorum.Sabah kalkıp oturma odasına geçiyoruz bebeklerin altını değiştiriyor, emziriyor biraz oyalanıyor ve sabah uykusu için ayakta sallıyoruz ya da ben emziriyorum. Bebeklerim sallanmadan ya da emmeden uyuyamıyorlar.

İki kadın bacaklarımızda bir bebekle oturuyoruz sonra birini salıncağa koyup kahvaltı hazırlıyoruz. İkinci uykuda da aynı şekilde akşam yemeği, Duru için atıştırmalık, yatak toplama gibi işleri yapıyoruz. Çocukların o gün banyosu da varsa akşam nasıl oluyor anlayamıyorum.



Duru çok emen bir bebekti. Saatlerce emerdi. Akşam uyku saatinde -08:00- yatağa götürürdüm ve saat 12:00ye kadar emerdi. O arada me.meyi ağzından çektiğim anda uyanırdı. 4 saat karanlıkta tek başıma zaman geçirmek hem de herrrr akşam bir süre sonra psikolojimi bozmuştu.

Bir de işe başladığımda bu çocuk nasıl uyuyacak diye kara kara düşünüyordum. Gündüz de ağzında m.e.me uyuyordu çünkü zibidi.

O dönem takip ettiğim bloglardan "uyku eğitimi" diye bir şeyin varlığını keşfetmiş. Ferber, Tracy Hogg gibi daha önce duymadığım isimlerle karşılaşmıştım. Bu yöntemi anlatan "Hayal Alanım" blogundaki yazı ufkumu açmıştı.

Sonra kitabı gidip buldum ve okudum. Hayatımda yeni bir sayfa açtı o kitap. Duru 9 aylık ya da 1 yaşındaydı.-Nasıl hatırlamıyorum bilmiyorum ama altı yılda hafızamda bu denli boşluklar olması beni korkutuyor. Mesela ilk dişi ne zaman çıktı onu da bilmiyorum. O yüzden kaydetmek çok önemli eski bloga gidip bakacağım artık:)-

Ferber yönteminden önce Murat'a bahsetmiştim. Duru ağladığında ben de ağlıyordum.Öylesine bebeğine bağlı bir deliydim. Ama ben bile artık dayanacak gücü bulamıyordum kendimde. Murat bebeği ben uyuttuğum için ses çıkarmadı elbette {akıllı adam}. Ona sadece bebek ağlarken bana destek ol dedim.

Sonuçta iki günde Duru kendi kendine uyumayı öğrenmişti.Yatağına yatırır ve odadan çıkardım. Ne bir emzirme ne bir başka şey. Gece korkuları başlayana kadar çok uzun bir süre rahat ettik. Ama Duru benim hayatımda gördüğüm en zor çocuk. Her dönem ayrı bir zorluk çıkartıyor ve bumerang gibi mutlaka başladığı yere bir şekilde dönmeyi başarıyor.

Kaç kez bizim odaya geldi kaç kez kendi odasına attık bilmiyorum ama ikizler doğuktan sonra yine binbir bahane ile bizim odaya kapak attı. Aklımı kaçıracaktım bir dönem. Gece bebekleri uyutup yatağa uzanıyordum tepeme dikiliyordu. "Anne korkuyorum, anne uykum kaçtı, anne anne anne..." Bebekleri daha yeni uyutmuşum gözümden uyku akıyor bebekleri uyandıracak diye korkuyorum bir yandan, bir yandan gitse de uyusam diye bekliyorum.Sessiz sessiz "korkacak bir şey yok, hadi odana git uyu bak yarın okula gideceksin,nolur bırak da uyuyayım" diyorum. O başlıyor bağırmaya. haydi hemen yakala odasına götür orada yalvar, kız,anlat vs Bazen Murat onun yanına uzanıyordu.



İkizlerden yana hiç zorluk yaşamadım. Daha doğrusu o zorlukları düşünecek fırsat vermedi Duru:) Nihayetinde tüm bunlara rağmen bizim odaya almadım onu. Her gece bir şekilde götürüp odasında yatırdım ama annemlerin ziyarete geldiği bir dönem annem "kız çok üzülüyor al bunu odana diye" ikna etti beni.Yatağın altına battaniye serdik oraya rezil bir şekilde yattı.

Ve tüm sorunlar çözüldü:)))))) Uykusu düzene girdi, gece uyanmaz oldu. Ben de sadece ikizlerin uykusuyla ilgilendim.Oh be!

İkizler 9 aylık olunca Ferber yaparım diyordum. Ama gece çığlık atarak uyanıyorlardı, uyanır uyanmaz emmek istiyorlardı. Muratla uyanıp onları sakinleştirmeye çalışmak çok yorucuydu. Bizim için de bebekler için de. Yetişene kadar bir kaç dakika ağlıyorlardı mesela. Sonra eğitimi neden geciktirdiğimi düşündüm.

Ve kitabı tekrar okudum. Bu arada bakıcımız " bu yaşta bebek kendi kendine uyumaz" diye kendi fikrini ortaya koydu. Hah dedim içimden bekle ve gör.

İkisini aynı anda eğitmek yerine teker teker uğraşmaya karar verdim. Kerem biraz rahatsız gibiydi Kerim ile başladım. Kerem'i yanımızda devam ettirecek Kerim'i odasında eğitecektim. Odasını daha önce hiç görmediği için ilk eğitim gecesinin gündüzü bir iki kez odasına götürüp etrafı gösterdim. Bir kaç dakika yatağına bırakıp oynamasını sağladım.



İlk gece normal uyku satini bir saat geciktirdim. Kitapta banyo da öneriliyor ama açıkçası iki bebeği tek başıma yıkayamıyorum ve gündüz yıkadığım için bunu rutine eklemedim. Odasına götürdüm yatağında altını değiştirdim. Biraz güldüm, konuştum, anlamasada burada uyuyacağından bahsettim.

Ve sonra çıktım ağlama beklemeye başladım. Hiç ağlamadan uyudu:)) Bir yarım saat sonra ise uyanıp ağladı.Bir dakika bekledim sonra içeri girip sakin olmasını söyledim. Uyuyacaksın oğlum dedim. Hiç dokunmadım sadece yanında durup konuştum. Susmadı tabi ama ben bir kaç saniye içinde çıktım. Ben çıkınca ağlama hızlandı.(normal) Bu sefer üç dakika bekleyecektim.

O üç dakika insanın ömründen gidiyor inanın. Ama düşününce kendi uyuyamadığı için gece uyandığında da bu kadar ağlıyor zaten. Çünkü ben Kerem'i emzirirken uyandığında Kerim'i alması için Muratı uyandırıyorum. O uyanıp algılayıp almaya gidene kadar bir dakika geçiyor. Bir kaç dakikada babası sakinleştirene kadar ağlıyor. Bunun gecede dört kez olduğunu düşünürsek kendi kendine uyuymayı öğrenirken ağlamasını çok da sorun etmemek lazım geldiğini anlayabiliriz.

İşte ben de dışarda devamlı bunu düşündüm. Kendi kendimi telkin ettim. Kitapta "çok ağlasa eline bıçak verir misiniz?" diyordu onu düşündüm. Ve ben düşünürken içeri ikinci kez girmeme gerek kalmadan Kerim yeniden uyudu. İlk gece üç kez uyandı.

Emzirme de önerilmiyor aslında kitapta. 6 aylık bir bebek gece boyu emmeden , beslenmeden idare edebilir diyor ama ben uyuduğu saatten bir kaç saat sonraki ikinci uyanmasında bir de sabaha karşı olan uyanmasında emzirdim.Ama emerken uyuyakaldığında hafif sallayıp uyandırdım ve yatağa uyanık koydum. Unutmayın bebek nerede , nasıl uyuduğunu unutmuyor ve uyandığında aynı şartlarla karşılaşmazsa uykuya dalamıyor.

Kerim üç gündür eğitimde. İkinci gün her şey yoluna girmiş gibiydi ama üçüncü gün gece uykusuna biraz zor geçti(5 dk). Gündüz uykularında da uykusu geldiğini gördüğümde götürüp odasına yatırdım. Bu ikiz bakımını benim için çok kolaylaştıracak bir şey. Aynı anda uykusu gelen iki bebeği uyutmak o kadar zor ki inanamazsınız. Oysa uykuları gelince götürüp beşiklerine yatırırsam ben de kendi işlerime zaman ayırabilirim.

Gece bir kez de uyanıp hemen uykuya dalıyor. Ağlaması bir saniye sürüyor ve kendi kendine uykuya dalıyor.

Şimdi Allah izin verirse bu hafta salı günü Kerem'i eğitime alıyorum.Kerim'i bizim odadaki beşiğe alıp Kerem'i kendi odasında eğiteceğim. Her ikisi de öğrendikten sonra beraber yatıracağım. Bir süre de aynı odada kendi kendilerine uyumalarını öğretmem gerekebilir diye düşünüyorum.

Asıl bomba Kerem ve Kerim odalarına döndüğünde Duru'nun da bizim odadan gidecek olması:)) Bizim odaya yerleştiğinde bunun pazarlığını yapmış olmam şahane! Tabi kendisi bir kaç ay daha zamanım var diye düşünüyordu ama eğitimi öne alınca bir anda kendi odasına dönceke olma stresiyle başbaşa kaldı:) Ama bu fikre alıştığını da görebiliyorum. Laf aramızda yerde battaniye üzerinde yatmak oldukça rahatsız sağa sola devrilip duruyor.



Çok uzun bir yazı oldu. Daha fazla bir şeyler yazıp yazıyı kitaba çevirmeyeyim diyorum. Yeni maceralarda görüşmek üzere ben şimdi Kerem'in altını değiştirip, Duru'ya mantı haşlayıp Kerim'i emzireceğim. Arayı fazla açmadan görüşeceğimizi umuyorum. Bana uzun uzun ve bir sürü bir sürü yorum yazın sayın okur! Yorumlarınız çok mutlu ediyor beni:)



30 Aralık 2016 Cuma

Doğum hikayem


Tabi doğum hikayeme başlamadan önce hamilelik hikayemi anlatmalıyım sanırım.Malum hamilelik konusunu bebek doğana kadar bloga yazmayangillerdenim. Bu sefer de aynı şeyi yaptım. Nedeni yok sadece bu şekilde hissediyorum.

 Gebelik testi yapıp pozitif sonuç aldığımda mutluluktan havalara uçtum.Doktora gittiğimizde ise bizi bir sürpriz bekliyordu. Bebek yoktu bebekler vardı ve üstelik tek yumurta ikiziydiler.Aynı plasentayı hatta ilk bakışta aynı keseyi paylaştığı düşünülen kardeşler:) 

Doktorumuzun canı çok sıkıldı ve biz de çok mutlu olmadık açıkçası. Cidden şok olduk ve çok da korktuk. İki bebeğe birden nasıl bakacaktık? Doktorumuzun canının sıkılıyor olması ise tek yumurta ikizlerinde görülebilecek pek çok anomalinin hamileliğimi ve bebekleri etkileyebilecek olmasındanmış.

Bu bebeklerin takibini ben yapamam dedi ve bizi ikizlerle ilgili uzman bir doktora yönlendirdi. İkizlerin aynı kesede olmadığını {iyi haber} ama pek çok başka sıkıntı olabileceğini söyledi bu yeni gittiğimiz doktor. Erken doğum, ikizden ikize geçiş sendromu vs. Daha olmadan tüm kötü olasılıkları anlattı hatta liste yapıp elimize verdi.

Murat çok sıkıntılıydı ama ben hiç kötü olmayacağını hissediyordum. Sadece ne olur ne olmaz diye 26. haftada doğum çantamı hazırladım. Bunun dışında Allah'a teslim olmuştum. Bu bebekleri bana nasip ettiyse etmiştir, etmediyse de yapacak bir şey yoktu.

Sonrasında da yeni ev arayışına girdim mi:)Eski ev nasıl üstüme gelmeye başladı anlatamam. Etrafımda hamile olan pek çok kişinin de evini değiştirdiğini, tadilat yaptırdığını gördüm. Bir tür sendrom sanırım.

Çok ev baktık. Pek çoğu içime sinmedi, içime sineni Murat beğenmedi,ikimizin de olur dediğine paramız yetmedi:) Sonuçta şimdi oturduğumuz evi bulduk. Evin beş odası olduğu için bir odayı çalışma odası, kütüphane olarak düzenleyebileceğimi düşündüm. Bu evi ÇOK istedim. Bu kez Murat da evi beğenmişti ancak paramız buna da yetmiyordu.

Sonra eşimin yatırım amaçlı aldığı şehir içindeki küçük bir arsada evi yapan müteahhitin eşinin babasının oturduğunu öğrendik.O arsayı bizim müteahhit almak istedi mi:) Eşim de arsa satışında müteahhitle samimi oldu, adam bize iyi de bir indirim yaptı.Böylece o küçük  arsanın üstüne kendi evimizi ekleyip yeni evi aldık:) Bir mucize oldu sayın okur. Olmayacak şey oldu.

Hamileliğimin 33. haftasında eve taşındım.Yine berbat bir taşıma şirketi evimizi palas pandıras yüklenip yeni eve yığdı. Karnım burnumda, her an erken doğum riski var denilirken o karmaşada beni oturtup her işi halleden Ayşe Ablam, akşam iş çıkışı evi yerleştirmeye gelen ve bir sürü iş halleden G.ül Ablam ve canım D.eniz.. Ben o halde bu eve tertemiz yerleştim ya işte bu da bir mucizeydi:)

Yeni eve taşındık ama evde elektrikler devamlı kesiliyor. Temmuz ayındayız hava cehennem gibi, ben ikiz bebeklere hamileyim. Ankaraya gitmeliyim dedim. Doğuma kadar kalırım annemin yanında diye düşündüm. Ama erken doğum riskine karşı orada da bir doktor bulduk.

Çok yakın arkadaşımızın kardeşinin eşi, kendilerinin de ikiz kızları var. Çok da şahane bir kararmış açıkçası. İyi ki tanımışım dediğim çok kaliteli, çok zarif, şahane bir doktordu.

21.08.2016 tarihinde 37+6  hamilelik haftasında gece saat 03:15 de korku içinde sıçrayarak uyandım. Bir baktım ki yatak , bacaklarım sırılsıklam. Altıma işediğimi düşündüm önce:) ama sonra annemin beni iki gün önce uyardığı "su gelme" konusu aklıma geldi. Hemen o saatte Adana'da olan Murat'ı aradım, sanırım suyum geldi dedim.Aşağı inip annemleri kaldırdım. "Bu saatte kimseyi rahatsız etmeyelim sabah gideriz" dediğimde annem "saçmalama bebeklerin suyu bitmiş oldu , hemen gitmeliyiz" dedi.

Doktorumu aradık, yukarı çıkıp yanımda uyuyan Duru'ya "kızım uyan doğuma gidiyoruz" dedim.Yavrum kalkıp hiç ses çıkarmadan giyindi. Canım kızım.

Sonra işte şahane doktorum beni hep rahatlattı, gecenin o saatinde pırıl pırıl gülen bir yüzle beni hastanede karşıladı. Hemen doğuma aldı ve birer dakika arayla oğullarım doğdu.Çok şükür sağlıklılardı. O saatte fotoğraf işini de doktorum halletti. Hemşire hanımın doktorumun telefonuyla çektiği bir sürü fotoğrafımız var:




Bebekler odaya geldiğinde Duru hemen bir iki foto daha çekip babasına yollamış. Murat ben ona telefon ettikten 4 saat sonra Ankara'ya geldi.O olmadan doğum yaptım ama saat 07:00de yanımdaydı çok şükür.

Doktorum gelip gidip yürümem için baskı yapınca el mecbur, utanma belasına kalkıp yürüdüm. Sonuçta ikinci gün hastaneden yürüyerek çıktım. Duru'da tekerlekli sandalyeyle çıkmıştım ve 20. güne kadar kendi kendime yıkanacak durumda bile değildim.

Sezeryandan sonra hemen yürüyün. Çok acıyor o yüzden önce kalkıp oturun yatağın kenarında bir kaç saat. Şak diye kalkıp yürümek çok olası değil. Yani en azından benim için. O ilk gece resmen kabustu çünkü.Ördek istediğimde hemşireler "onun adı sürgü ve kalkıp tuvalete gitmesi lazım" diye haber yollamışlardı annemle:))



İlk gece çok yorulmuştum. Emzirmekten bitap düşmüştüm. Gelip gidip mama vermem gerektiğinden bahsediyorlardı. Sabaha karşı bebeklerin ağlaması, durmadan emzirmek vs artık canıma tak etti anneme dönüp "hemen git o hemşireleri çağır mama getirsinler" dedim.Annem o korkuyla bebeklere emzik verdi:) Bir kaç gün rahat ettik ama şimdilerde yine emzik almıyorlar maalesef.

Ve maalesef ek mama da vermem gerekti.Çok çok az bir miktar veriyorum ve organik bir marka tercih ettim ama yine de keşke hiç vermek zorunda kalmasaydım.

Neyse sağlık olsun. Hastaneden çıkıp annemlerin evine geçtik. Benim süs püs, merasim falan sevmeyen bir kadın olduğumu biliyorsunuz. Bu durum bebeklerin doğumunda da değişmedi. Oda süsleme, gelenlere hediye ve ikram verme gibi şeylere hiç girmedim. Hastaneden çıkarken de babamla Murat'ın elinde poşetler ben bir bebeği annem bir bebeği kucaklamış arabaya binerken annem gülmeye başladı.Neden gülüyorsun dediğimde;

"Kızım kadınlar bebeklerini süslü püslü sepetlere koymuş kocalarına taşıtıyor, arkadan veliaht doğurmuş gibi bir havayla kasıla kasıla yürüyor.Her yerlerinden süs püs sarkıyor,sen iki çocuk doğurmuşsun buna rağmen biz Suriyeli dilenciler gibi sağımızdan solumuzdan poşetler sarkarken çocukları yüklenmiş  çıkıyoruz " dedi:)))

Eve geçtik. Çocuklarla yeni bir hayata başladık.:


Sonra Murat Adana'ya döndü. Ben annemle bebekleri büyütürken annem çok hastalandı. Nedeni belirsiz bir enfeksiyonu oldu ve hastaneye yatırmamız gerekti. Ben iki bebek bir çocukla koca evde bir başıma kaldım mı:( Murat yine hızır gibi yetişti. Annemin hastaneye yattığı günün gecesi yanımdaydı canım kocam. Hakkını hiç ödeyemem.

Sonra işte evimize döndük, annem çok şükür hastaneden çıktı, günler bir rutine oturdu. Delikanlılar 4 ayı bitirdi bile, maşallah:



Bu blog artık daha kalabalık ve inşallah daha eğlenceli bir yer olacak. Yeni maceralarda görüşmek üzere..

Yeni yıl yazısı


Yeni yılda bebek dilediğim her sene bir bebeğim oldu çok şükür.Geçen seneki dilek listem de yüzümü kara çıkarmadı hatta.Bakın ne demişim ilk maddede ;  "Bir bebek daha istiyorum.  Olduğu kadar, olmazsa kader. :) Olsun diye dua edelim ama."

E artık bildiğiniz üzere oldu hem de umulmadık bir şekilde iki bebek birden oldu:) E madem listem böyle başarılı sonuçlar veriyordu o zaman bu senenin sonu da atlanmamalı, yeni yıl dilekleri sıralanmalı:

1. Çocuklarıma, kendime,Murat'a ve aileme sağlık diliyorum. Çocukların normal gelişimini tamamlamasını, bol uyumasını, güzelce yemek yemesini...

2. Duru bu sene ilkokula başlayacak. Ona uzun bir süre öğretmen aradım sonuçta bulduğum öğretmen içime çok sindi. Kaydını da yaptırdık.Umarım Duru da öğretmenini çok sever, okul hayatı hep başarılarla, mutlulukla dolu geçer.

3.Daha sade bir hayat diliyorum. Evdeki fazlalıkların çoğunu verdim aslında taşınırken ama yine de kıyafetlerim, Murat'ın kıyafetleri, kitaplarım gözüme batıyor. Allah bu sene bana gereksiz bir çöp almamayı nasip etsin inşallah.

4.Ücretsiz izin aldım evde bebeklerime bakıyorum. Bu seneyi mutlu, huzurlu geçirmeyi ve sonrasında yine sağlıkla işime dönmek istiyorum inşallah.

5. Güzel kitaplar okuyabilmek istiyorum.

6. Hahaha yine başa dönmüş gibi olacağız ama 6 kilo vermek istiyorum. Bu amacıma tam ulaşmışken hamile kaldığım için bu sene yine bir beş kilo fazlam var.{en az beş}

7. Murat'ın en büyük mutluluk kaynağı işinde başarılı olmak. İşinde hiç sorun yaşamayacağı, başarılı bir yıl diliyorum.

8.Ülkeme ve tüm dünyaya barış diliyorum. Özelikle bu ülkede hiç bir anne evladına yanmasın, kimse şehit falan olmasın, hiç bir yerde bomba patlamasın. Allah hepimizi korusun.

Çok şükür bu seneden maddi hiç bir dileğim yok. Bir araba, bir kıyafet, bir eşya dilemiyorum. Hepsini alabilecek sağlık, çalışma gücü ve akıl diliyorum.

Bu sene yeni yılı evde karşılayacağız. İki bebek ve bir çocukla en rahat edeceğimiz ve açıkçası sığacağımız tek yer kendi evimiz bence:) Bu sebeple arkadaşımızın ve ailelerimizin davetlerini geri çevirdik. 12'de bir arada sarmaş dolaş girebilirsek yeni yıla tüm yılın da öyle geçeceğine inanıyorum. İnşallah da öyle olur:)

Sizin yeni yıldan beklentileriniz neler? Yılbaşı gecesi için çılgın planlarınız var mı? Hadi ben çok sıkıcıyım siz anlatın planlarınızı da biraz eğlenelim.



27 Aralık 2016 Salı

Aylar sonra...


Aylar geçti. Geçen zaman bize iki bebek getirdi.21.08.2016 tarihinde 37+6 da gece sabaha karşı 03:00 gibi apar topar gelen tek yumurta ikizi oğullarım Kerim Efe ve Kerem Ege:)

Şu yazıyı Kerim'in banyosundan sonra Kerem'i yıkamadan hemen önce yazıyorum.Hayatım böyle iki iş arasında geçiyor çok şükür.Geçen seneden çok başka ama çok daha güzel...Çok şükür:)

Artık biz daha kocaman bir aileyiz. Çok şükür:)



Doğum hikayem, olanlar bitenler, bizden haberler,yeni yıl dilekleri filan hep gelecek yazıda. Şöyle bir merhaba diyip kaçtım.

Siz de bu senenin son yazısı gelene kadar geçen yılın son yazısına bir göz atmak isteyebilirsiniz.


17 Temmuz 2016 Pazar

Neler oluyor?


Böyle bir yazıya bu kadar içten güldüğümüz bir fotoğrafı koymak ne kadar doğru bilmiyorum. Ama kendime mutlu olduğum günler olduğunu ve yine olacağını da hatırlatmak istiyorum.

Hiç darbe görmedim ben. İki gün önce olana da darbe denir mi bilemedim.Annem "darbe olduğunda uyandığımızda her yerde askerler olduğunu görürdük, başbakan ve bakanlar bilinmeyen bir yere götürülmüş olurdu, kimsenin burnu bile kanamazdı" diyor. E dün akşam canlı yayında izlediğimiz neydi peki?

Asker çok mühimmiş gibi köprüleri tutmuş, nedense milletin meclisini bombalıyor, bütün bakanlar canlı yayında yorum yapıyor,halk tankların önüne atlamış, silahlı askerler sivil halka teslim oluyor, halk da onları öldürene kadar dövüyor.Nerden baksan elde kalıyor.Nerden baksan saçma.

Ölen herkese çok üzüldüm. Allah bu ülkenin hiç bir vatandaşını terör yüzünden öldürmesin inşallah.Çok bedel ödedik biz, çok üzüldük, üzülüyoruz.İnşallah artık düze çıkalım. Dış mihraklar elini çeksin üzerimizden. Bu dünyayı şekillendiren para babaları kendi derdine düşsün bizi unutsun inşallah.

Yapabildiğim tek şey işte böyle çingene duası etmek. Koca dünyada kapladığım yer, arz ettiğim önem açısından maksimum elimden gelen bu maalesef.

Kendi küçük dünyama dönersek balkon masasını boyamaya yolladım, ustaya hazır eve gelmişken yatak odası takımımı da gösterdim bana tüm takımı beyaza boyama bedeli olarak 1500 TL gibi bir fiyat verdi. Daha önceki ustaların söylediği verimli olmaz, zamanla rengini kusar falan demediler.Hatta balkon masasından daha kolay olacağını söylediler.Ben de taşındıktan sonra tüm takımı yollamaya karar verdim.Çünkü takımımı seviyorum, sonuçta babam aldığı için manevi olarak da değerli. Tek sorunum rengi. Koyu renk hem karanlık gösteriyor hem de çok toz tutuyor.

Evde şimdilik planladığımız tadilat bitmek üzere. Bu hafta taşınmaya çalışacağız inşallah. Bakalım.

Murat'a eve taşındıktan bir kaç ay sonra yapacağımı umduğum tadilatla ilgili ne kadar kararlı olduğumu da gösterdim. O da kabullendi sanki. Yine ara sıra "çok zor olacak" dese de o hayır diyip tavanlara çıkma durumu bitti.

Murat'ı bir şeye ikna etmek zaman alıyor. Ne önersem ilk başta mutlaka "hayır" diyor.Bazen yüreğim yetmiyor uğraşmaya ama bazı durumlarda popüler deyişle benim kırmızı çizgim.O durumda zaman ve emek harcıyorum.

Yani ben de arkadaşlarım gibi ona haber vermeden koltukları yollayıp yüz değiştirebilirim ya da toplantıdan eve döndüğünde mobilyaları beyaza boyanmış bulabilir. Sonuçta arabam ve param var. Ama ben hiç bir zaman emrivakilerden hoşlanmam. İsterim ki her şey gönül rızasıyla, mutlulukla olsun. Bittiğinde kimse üzülmesin, incinmesin.

Hahaha okuyunca tadilattan bahsettiğim anlaşılmıyor di mi:) Ama Murat'la evliliğimizde bir onun eşya biriktirme huyu iki tadilat karşıtlığı beni cidden yoran ve tartıştığımız iki ana konu.

Hayır tadilat konusunda da içimde biriken canavar giderek palazlanıyor. Mutfak ve salon yer değiştirdikten sonra salon koltuklarının yüzünü de değiştireyim diyorum:)) Bunu şimdilik sadece size söylüyorum ama şişt;)

Hala tadilat kelimesinden nefret gelmediyse ve ekrana kusmadıysanız başka konuya geçeceğimin müjdesini vereyim size:)

Bu ara hemen hiç kitap okuyamaz oldum. Örgü de örmek gelmiyor içimden. Ben de aralıksız bilgisayar oyunu oynuyor, instagrama falan giriyorum. Boşa geçen zaman ama demek bu dönem de buna ihtiyacım varmış diyorum. Şu bahsetmeyeceğimiz konuya (tadilat) kafa yorduğum için kitap okuyacak zihinsel yeterliğe sahip değilim sanırım. Kendime kalan zamanda hiç bir şey düşünmüyorum sanırım.

İnstagramda takılırken en çok Amerikalı hesapların dünyaya karşı ilgisizliği dikkatimi çekti. 11 Eylül saldırılarını hiç atlamıyorlar bir de ülkelerinde bir sorun varsa bahsediyorlar sadece. Fransa'da manyağın biri kamyonla kalabalığa dalmış, Hindistan'da lunaparkta bomba patlamış, Irak'ta yüzlerce kişi ölmüş, Ankara'da bomba patlamış hiiiiç umurlarında değil.

Ya bu her şeyden bu kadar uzak oluşları bir hoşuma gidiyor sormayın. Dünya sadece Amerikadan ibaret gibi yaşıyorlar. Ben kendi ülkeme üzülmeyi bıraksam diğer ülkelerdeki ölümlere üzülüyorum, hiç olmadı sokaktaki Suriyelilere kahroluyorum. Ya bu kadar üzüntüye can mı dayanır?

Sonuçta gezip eğlenirken bile içimde bir parça hep mutsuz, hep korkmuş, hep üzgün.

İşte  böyle. Siz neler yapıyorsunuz, neler düşünüyorsunuz anlatın da biraz kafamız dağılsın.



3 Temmuz 2016 Pazar

Planlar planlar

 
Bayram tatilini fırsat bilip yakınlarda bir otelde iki günlüğüne yer ayırttık. Duru havuza gireceği için çok heyecanlı. Kızım çok şükür benim gibi tammmm bir su kuşu.
 
Murat hiç havuz deniz sevmez. Güneş kreminin yapış yapışlığı, ıslanmak onun gibi bir aslanın zorla katlandığı şeyler. Suratı bir karış oturur havuzun kenarında:) Çocuğumuz yokken tüm günü havuzda tek başıma geçirirdim. Şimdi Duru havuzda bana arkadaş oluyor.Yuppi!
 
Zaten Murat genelde memnuniyetsiz , beğeni eşiği çok yüksek bir insan. Annem de tıpkı Murat gibidir(aslan burcu). Anneme ucuz bir hediye alsan hiç memnun olmaz bir de bunu belli eder:)
 
Murat da marka hediyelerden hoşlanır. Kıyafette Lacoste, ayakkabıda Camper. Çok şükür sevdiği markaları keşfettim de hediyelerim hep beğeniliyor;) Annemden antremanlı olduğum için olayı çabuk kavradım;)
 
Bu beğenmeme durumu gittiğimiz tatil yerlerinde de kendini gösterir. Ben Antalya otellerini sevmiyorum çünkü havası çok boğucu. Adana zaten yapış yapış neden gidip bir de daha yapış yapış bir havada kalmak için para vereyim? Ama elbette Antalya'da  oteller son derece lüks, yemekler muhteşem. Murat bu sebeple Antalyadaki otellerden çok memnun kalmıştır.
 
Son iki senedir asla Antalya'ya gitmem dedim. Akşam bir mini disco etkinliği oluyor beş dakika dışarıda duruyorsun saçların ıslak ıslak , ter içinde kalıyorsun.İçeri klimalı alana girince oh diyip nefes alıyorsun.
 
Ama Çeşme öyle mi? Deniz kenarı ve sıcak ama nem yok, serin rüzgar esiyor. İşte Çeşmedeki otellerde de Antalyadaki şaşaa yok tabi. Yemek menüleri daha mütevazi, oteller biraz eskice. Ama benim için hiç önemi yok. Sonuçta bir insanın açık havada, püfür püfür esen rüzgarda yediği yemeğin tadını ben hiç bir şeyde bulamıyorum.
 
Otele gidiyoruz Murat sanki İl Sağlık Müdürlüğünden denetime gelmiş. Yemekleri  havuzu, odayı herşeyi eleştiriyor. Hele bir de yanına kendi gibi bir huysuz bulmuşsa havuz başında saatlerce oteli çekiştiriyorlar:)
 
Aslında kendisi de daha mutlu ama içindeki aslan bunu söylemesine engel:)
 
Bir de Antalya otelleri Rus turist doluyken Çeşme Türk kadını kaynıyor. O po.p.olardaki selülitler, kısa bacaklar, koca göbekler yani ortak fiziksel özelliklerimizi diğer kadınlarda da görmek bir kadının rahat tatil yapması için önemli ayrıntılar bence. Ruslar beş çocuklu olmalarına rağmen model gibi tipler, pçop.olarında selülit yok gamze var,bacakları benim tüm boyum kadar, sarışın ve mavi gözlüler insan ister istemez kendini çirkin buluyor.Bir sen şişkoymuşsun, selülit dünyada bir sende varmış, dünyadaki tek çirkin senmişsin gibi oluyor.
 
Herkese iyi bayramlar diliyorum. Ben gidip valizimizi hazırlayayım. Siz bayramda neler yapacaksınız?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

1 Temmuz 2016 Cuma

Yarım mutluluklar

İnsanın - en azından bazı insanların- mutlu olmaya utandığı günler yaşıyoruz. Her patlamadan sonra ciddi bir ümitsizliğe kapılıyorum, o kadar üzülüyorum ki televizyonu açmak, telefonla ilgilenmek,gazete okumak bile gelmiyor içimden. Ayda bir de patlama olduğu düşünülürse pek iç açıcı günler yaşamadığımız ortada. Ama bir yandan da evde 5,5 yaşında hayatının başında bir çocuk var. Mutsuzluğu hak etmeyen, neşeyle yaşaması gereken bir çocuk. Onun hatırına bir şey yokmuşçasına gezip, eğleniyoruz.

Ama eskisi gibi AVMlere gitmiyoruz mesela.İnternet alışverişine Murat da çok alıştı. Gerçi ben bir süredir kıyafet almayı da bıraktım. Elimdekilere idare edebiliyorum. Duruya da zaten Ankara'da toplu aldığım için AVMlere gitmemize gerek almıyor.Ankarada AVMlere gidiyoruz ama:)) O sayılmaz:P

Murat evde son hız tadilat yapıyor. Duvar falan ördürüyor. Onu bu duruma ikna edene kadar etmediğimiz kavga kalmadı. Biz şu andaki evimize taşındığımızda evi hiç sevmedim.İlk evimizi dört duvar kalacak şekilde yıkıp kendimiz yaptırmıştık. Açık renk modern bir mutfaktan venge(neredeyse siyaha çalan bir kahverengi) mutfağa taşınmak hiç hoş olmadı haliyle.. Evi almak için tonla para harcadığımız için "bir süre" idare ederim diye düşünmüş ve hiç tadilat yapmamıştım. Sadece parke ve bir kaç dolap yaptırmıştım.

Ama Murat meğer tadilat dendiğinde havalara sıçrayıp itiraz eden bir tipmiş. Bu on yıl içinde eve cam balkon dahi yaptıramadım nerde kaldı mutfağı değiştirmek. Ama her sene yeni bir planla gittim mutfakla oturma odasını değiştirelim, mutfağı yenileyelim vs. "Evin içindeyken tadilat olmaz, tadilat yaptıran kadar evi satarız" gibi argümanlarla savunuyordu kendisini.Ki ben pek kavga sevmeyen bir tip olduğumdan peki diyip geçtim. Ama bu yeni eve geçerken eve girdim ve kocaman bir yapılacaklar listesini Muratın eline tutuşturdum.

Tabi yine itiraz etti sümük. "Sıfır eve tadilat mı olurmuş.Gerekirse içindeyken yaparmışız." Ay ben buna bir sinirlendim bir sinirlendim.İçimde on yıldır tadilat bekleyen kadın böğürerek dışarı çıktı..İşte şimdi duvar ördürüyor.Bir de gelip istediğin her şeyi yaptım demiyor mu? Hey Allahım yarabbim.

Taşınmak için belli bir süremiz var, okul başlayana kadar taşınmış olalım istiyorum bir de bu kadar büyük çaplı bir tadilat ekonomik olarak çok sarsıcı olacak.Yoksa ben salonla mutfağın yerini değiştirmek istiyordum. Zira içmimar evi öyle bir tasarlamış ki.Mutfak dolapları mesela tavana kadar değil. E o zaman üstü devamlı toz olacak demektir.O tozu her hafta tezgaha çıkıp silecek miyiz?

Tavana kadar gelmeyen ama upuzun bir mutfak sonunda da tezgahın devamı televizyonluk. Bu şahaserden geçen yazıda da bahsetmiştim ve doğal olarak gözünüzde canlandıramamıştınız. Dün gittiğimde sizin için bir fotoğraf çektim:

 
Aspiratörün bittiği yerde mutfak bitiyor bakın tezgah da bir tık aşağı inmiş işte orası televizyonluk. Gel de ağlama.Gel de bu mimarı bulup sıkı bir tekmeleme. Mimar bu ne?
 
Mimarın bir de kadın olması işin vahametini arttırıyor. Nasıl bir kadın böyle bir saçma mutfak dizayn eder? Oturma odası dediği kısım koltukları  koyunca nasıl olacak? Ay düşündükçe içime fenalıklar geliyor.
 
Of of. Neyse işte kendime göre bir takvim belirledim. Beşinci yılda salon mobilyasını bir kenara taşıyacağım. Mutfağı salonun köşesine taşıyacağım. Şöyle köşe dönen belki daha küçük ama işlevsel bir mutfak. Salonun bölümü de oturma odası olacak. Salon mutfak ve oturma odası olarak iki kareye dönüşecek. Şimdiki upuzun mutfak da sökülecek ve oda salona dönüşecek. Bu beş yıl içinde bir kenara para atacağım,Muratın başının etin yiyeceğim, usta bulacağım filan. Bakın şimdiden mutfak fikirleri bakınmaya başladım bile:
 
 
 


 


Hep böyle küçük dertlerimiz olsun, Allah beterinden korusun. İnsan kendi derdini yazarken bile utanıyor.



28 Haziran 2016 Salı

Merhaba!



Hiç bu kadar ara vermemiştim di mi? İçimden hiç yazmak gelmedi neden bilmiyorum. Bence blog yazmanın en önemli kriteri samimiyet olduğu için içimden yazmak gelmediğinde kendimi zorlamıyorum.
 
Yokken neler oldu kısaca bir toparlayalım:
 
1.Duru anaokuluna bir tüm sene devam etti. 5 yaş anaokulu bitti seneye tekrar anaokuluna gidecek ama bu kez daha fazla ilkokula hazırlık şeklinde 6 yaş grubu için olan sınıfa gidecek.
 
Ben ilkokula 5.5 yaşında başladım ve matematikte çok zorlandım. Kızımın kendini sıkmasını istemiyorum ki zaten Duru da benden çok farklı bir çocuk. Ben okula gitmeyi çok istemişim annem de bir sürü uğraşmış o yaşta bir çocuğu okula kaydedebilmek için.
 
Eve en yakın okul beni almamış. Müdür bu yaşta bir çocuk ilkokula başlayamaz demiş. Oysa o okula dedem bir sürü derslik falan yaptırmış, her sene de bağış yaparmış ama buna rağmen müdür annemle inatlaşmış.Tabi annemle inatlaşmanın hiç akıllıca bir şey olmadığını henüz bilmiyormuş :) Annem yılmamış başka bir okulla konuşup beni oraya kayıt ettirmiş bir hafta sonrada istediği okula nakil aldırmış:)
 
Neyse ki okul hayatında çuvallamayarak annemin müdürü defalarca pişman etmesini sağlamışım.Çocuğu almadık ama şimdi de sınıfın en iyisi dediğini duyanlar olmuş;)
 
Bu arada annem de beni okula kaydettirdiği ilk gün sınıfın en küçüğü olduğumu görüp delice pişman olmuş. Tüm çocuklar annelerine yapışmış ağlarken ayakları yere değmeyen ben "neden bekliyorsun anne" diyormuşum. Annem minik halime bakıp bir türlü gidemiyormuş. Gizlendiği köşede yine görüp hadi git diye zorla göndermişim.
 
İşte bu okul seven öykücünün kızı Duru okuldan hiç hoşlanmıyor.Ühü. Anaokulunda tatil olunca havalara uçan bir kız düşünün. Lisede falan sürüyerek götüreceğiz demek:P
 
 

 
 
2.Yeni bir ev aldık. Böyle tek cümle oldu ama çok uzun bir süreç aslında. O kadar çok aksilik oldu ki acaba Allahu Teala bize bir mesaj mı vermeye çalışıyor diye düşündüm. Evin çok büyük olması dolayısıya kendime bir kütüphane odası ayırabilecek olmam, kocaman bir havuzu olan site içinde olması gibi çok çekici özellikleri var. Ama evi bir iç mimara vermişler o da hayatımda gördüğüm en kötü evi çizmiş.Salonla mutfağın yer değiştirmesi lazım, salona kapı yerine tahta sütunlar yapmış bence mimari bir felaket olarak ders kitaplarına girer, yatak odasına bir dolap yapmış sökmek zorunda kaldık. Dünyanın en güzel evi olabilecekken çuvallamış zavallım.
 
Sonuçta sıfır eve bir sürü tadilat gerekti. Ama evi almak bizi ekonomik olarak o kadar sarstı ki salonla mutfağın yerini değiştirmek gibi çok ciddi işlere girişemedik. Bir süre saçma sapan bir mutfak , oturma odası kombinasyonuyla idare edeceğiz artık.
 
Saçma sapan diyorum ya abartıyorum zannetmeyin. Mutfak tezgahının devamı televizyonluk. Bir süre biz de televizyonu nereye koyacağız, oturma odası nerede diye dolanıp durduk:)
 
Balkondaki masa sandalye takımını ve yatak odası takımını boyatmaya karar verdim. Ben evlenirken venge modaydı ve başka renk mobilya bulamamıştık. Ama o kadar çok toz tutuyor ki kesinlikle beyaza boyatmak lazım.Bir usta ayarladım yarın arayıp dolapları göstereceğim. Umarım uçuk bir fiyat istemezler.
 
Evde bir sürü atma , ayıklama işi yaptım.Mutfağı sadeleştirdim. Bir kısmını kayınvalidem aldı yazlığa götürmek için, bir kısmını sağa sola verdim. Tüm kitaplarımı koliledim.Toplam 10 koli oldu. 
 
Murat'ın çalışma dolabına el attım , düzenledim ve sonuçta çok ciddi bir kavga ettik:) Ayakkabılarıyla, gömleklerini kendi ayıklayacak artık.
 
Kıyafetlerimi ayıkladım, taş taş üstünde bırakmadım. Ikea'dan 50 tane askı aldım tüm askılarımı tek tipe çevirmek istiyorum. Muratın çoğu askısını tahtaya çevirmiştim zaten, kendi pantolonlarım ve gömleklerime de tahta askılar sipariş ettim. Çünkü yeni evde giyinme odası var ve açık bir dolap benim düzen takıntımı çok fazla tetikliyor. Tek bir uyumsuz askı dahi kabul edilemez:)
 
Kışlık paltoları elbise askılarının içine koyup astım. Kışlık ayakkabıları kutuladım.Terlik dolabının belki yarısını attım, çantalarımı ayıkladım, kutuladım.
 
Oturma odasını, fotoğrafları toparlayıp kutuladım.
 
Yıllardır kayınvalidemle annemin verdiği bir sürü yün yastık ve yorganları eve sığdırmakla uğraşıyorum. Murat da yün yorgan sevmiyor ve gerçekçi olmak gerekirse Adana'da yaşıyoruz. Yatak alırken verdikleri uyduruk bir yorganı kullanıp beş tane yorganı, on tane falan yastığı öyle saklıyorum.
 
Taşınma aşamasında tümünü vakumladım bazanın altına koydum. Ama sonra buna da sinir oldum. Annemi ve kayınvalidemi aradım yorganları iade edeceğimi söyledim.Ben bize ve Duruya kaz tüyü yorgan alacağım. Gereksiz yastıkları ve yorganları iade ediyorum. Sadece bir tane tek kişilik yorgan bir de bizim uyduruk yorganı saklayacağım. Bizim evimize on yılda iki kez babam, üç kez kardeşim, bir kez bir arkadaşım Durunun doğumunda da annemle babam geldi.Bu iki yorgan da bu misafirlere pekala yeter.Resmen sırtımdan yük attım sayın okur.
 
Annelerin gazına gelmemek biraz durup düşünmek gerek. Şimdi yıkanabilen harika kaz tüyü, yün yorganlar varken eski yorganları saklamak hiç anlamlı değil.İstiyorlarsa annemler saklasın. İstiyorlarsa yeni evlenen birilerine verip hayra geçsinler. Yorganların benimle bir alakası kalmadı:)
 
Halıları da yıkamaya göndereceğim. Yıkama dönüşü direk yeni eve getirirler, oh mis.
 
Şimdi hedefim evi bir kaç güne yayarak taşımak. İlk gün salon, oturma odası ve Duru'nun odasını  ikinci günde mutfak ve yatak odamızı taşımak istiyorum. Bunu kabul eden ya da tek günde insan gibi taşıyacak bir şirket arayışındayım. Ki bu da haliyle daha fazla para demek:) Bakalım.
 
3. Bol bol gezdik, yedik içtik, fotoğraf çektik. İnstagramdan takip edenler biliyor gerçi.
 
Duru bol bol ata bindi:
 
 
Arkadaşlarla sık sık kahvaltı için buluştuk:
 
 
Duru bol bol hayvan sevdi, besledi. Burada da keçi besliyor:
 
 
 
İşte böyle. Bir merhaba yazısı için uzun bile oldu sanki. Daha ilk günden okuru kaçırmamak lazım:P Eee ben yokken siz neler yaptınız bakalım?
 
 
 







21 Mart 2016 Pazartesi

Evde

Cumartesi gün vardı. Mantı, zeytinyağlı karışık dolma(acılı), peynirli poğaça, pırasalı börek, tavuklu salata, yeşil salata ve  iki çeşit tatlı vardı. Abartısız sade bir menüydü bir sonraki ay gün bende olunca bu duruma pek sevindim. Mantı, börek ve poğaçadan yemedim. Salatalar ve zeytinyağlı dolma yedim sadece. Ama kızım benim yemediğim mantı açığını kapattı neyse ki:)

Akşam eve geldik ve pazartesiye kadar çıkmadık.

Pazar günü de kahvaltıya kayınvalidemleri çağırdım. Hazır evden çıkamıyorken zamanımızı değerlendirelim istedim.

Neyse ki Duru evi seven bir çocuk. Saatlerce minişleriyle, oyuncak bebekleriyle sıkılmadan oynuyor.Sıkılınca ipad açıyor ya da tv izliyor, bana bir kitap getirip okumamı istiyor falan.Ben de bu arada battaniye örmeye verdim kendimi. Puset battaniyesi olarak planlamıştım ben bitirene kadar kızın puset zamanı geçti bari kızıma yatak örtüsüne çevireyim dedim, evlenmeden yetiştirebilirsem ne mutlu bana:P

Öğlen mercimek çorbası akşam da köfte pilav yaptım Ona. Murat ve ben Duru'ya çaktırmadan gizli gizli zararlı şeyler yedik:)

Sokaklar çok boştu , gerçek olmayan bir zaman gibiydi.

Allah herkese sabır versin, tüm yaralılar bir an önce iyileşsin ama en çok Asya bebek için endişeleniyorum. Bir iyileşti haberi gelse...

18 Mart 2016 Cuma

Teröre karşı elbirliğiyle mücadele etmeliyiz.



Ne yapmam, nasıl hissetmem gerektiğini bilemediğim günlerdeyim. Sanıyorum siz de öylesinizdir. Yitip gitmiş evlatları, hayattan koparılmış gencecik çocukları, onların umutlarını, annelerini düşündükçe üzüntüden nefesim kesiliyor. Kalabalık bir yere gittiğimde endişeleniyorum.

Ama bir yandan da aklı selim kişiler korkmamamız gerektiğini, terörün amacının tam da bizi korkutup sindirmek olduğunu söylüyor. Onlara da hak veriyorum.

Soner Yalçın'ın şu yazısı çok aklımın karmakarışık olduğu günlerde bana umut oldu.Yazının tümünü okuyun lütfen ama kısa bir bölümünü de kopyalıyorum:

"PKK tarihinin en büyük hatasını yaptı; IŞİD oldu. Artık psikolojik savaş üstünlüğünü kaybetti.
Başta Kürtler olmak üzere halk sokağa çıkıp “terörü lanetlemezse” bu kör terör sürüp gider.
Teröre karşı elbirliğiyle mücadele etmeliyiz."

Ben kendi küçük blogumda terörü lanetliyorum. Masum, sivil insanları patlatarak öldürmenin hiç bir açıklaması, mazereti olamaz. Hiç bir lanet olası fikir, ideoloji böyle bir vahşeti kabul edemez.

Yazımı Soner Yalçın'ın şu yazısı ile bitiriyorum.

Bir sonraki yazım bir dedikodu yazısı olacak ama sık sık terörle ilgili de yazacağım. Unutmayacağım, unutturmayacağım. O ellerindeki kanı saklayamayacaklar!

14 Mart 2016 Pazartesi

Bombalar patlarken:


Cumartesi evimizde kahvaltı yapıp dışarı çıktık. Uzun uzun ev gezdikten sonra yemek yemek için Tarsus Şelale'ye gittik. Yemek yedik, Adana'da biraz sokaklarda gezindik Duru'ya "miniş" aradık, dondurma yedik.

Pazar Gül Ablalarla kahvaltıya Mersin'e gittik. Sonra da biraz alışveriş merkezinde gezindik. Ben kızlarla kitapçıya girip Duru'ya, Defne'ye ve kendime kitap aldım. Duru'ya bornoz aldım. Bebeklikten beri kullandığım bornozları artık poposunda aşağısını kapatmaz olmuştu çünkü:)

Adana'ya dönerken Duru biraz halsizdi, hafif de ateşi vardı. Evde hemen kemik suyuna mercimek çorbası yaptım. O biraz uzandı yemekten sonra da banyo yaptırdım. Saat 21:30da da yattık.

Yattık ama ben Ankara saldırısının etkisinden çıkıp da uyuyamadım. Saat 01:10a kadar yatakta dönüp durdum. Kızın ateşini kontrol etmek için iyi bir bahane oldu gerçi. 01:10da tekrar bir ateş düşürücü verip uyumak için zorladım kendimi.

O kadar üzgünüm ki. O insanlar, kardeşlerim orada ölmüşken, anneleri hastane kapılarında yavrularını beklerken, çocuklarından haber alamayan bir sürü kişi varken benim hayatıma devam ediyor olmamın bir şükür sebebi olması o kadar ikiyüzlü hissettiriyor ki.

Ölen ben değilim, tanıdığım sevdiğim biri değil diye derin bir oh çekmek o kadar kötü ki.

Bu süreçte internetten nefret ettim açıkçası. İnstagramda siyah ekran paylaşmaktan da paylaşmamaktan da, bir şey yazmaktan da yazmamaktan da nefret ediyorum. Sokaklara çıkıp bağırmak isterken, nefretimi kusmak isterken hiç bir şey yokmuş gibi hazırlanıp işe gelmekten de nefret ediyorum.

Ama en çok  cemaatçilere sinir oluyorum. Bugün "susmayın, Suriye'de böyleydi, ay bakın bu yönetim ne kötü, ay tu kaka" diye bağıranlardan nefret ediyorum. Ulan bu ülkede konuşan, akıl fikir sahibi, demokratik bir tepki koyma ihtimali olan kim varsa  kim varsa sahte delillerle, yalancı tanıklarla hapse atan ben miydim? Düne kadar her şey harikaydı da şimdi neden kötü oldu? Ya sırf menfaatlerine dokunuyor diye upuzun eleştiri metinleri yayınlayan ikiyüzlü insanlardan tiksiniyorum.

Bir susun da acımızı yaşayalım.





4 Mart 2016 Cuma

Ne yapıyorum?

Son hız ev bakıyorum:) Murat bana sinir oluyor. Laf aramızda ben de ona:) Neymiş paramız yokmuş. Yahu buluruz diyorum. Gözlerini kısıp "seni tanımasam sağda solda paran var diyeceğim" diyor. Yok elbette:) Ama ben inanıyorum istediğimiz evi bulursak kendi evimizi pat diye satacağız ve kalanı da kredi çekip halledeceğiz. İnanmak başarmanın yarısı değil mi?

Dün akşam Murat koltukta uyuyakaldı. Bana da bir uyku bastırdı ki sormayın. Gözümü kapatır kapatmaz Duru zıpladı "uyuma"  diye. Yok kızım uyumuyorum gözümü dinlendiriyorum dedim, ama tabi uyumuşum:)  Sonra bir horultu sesine uyandım. Kızım da benim yattığım koltuğun diğer tarafına uzanıp uyumuş. Ay onun o haline bir duygulandım sormayın. Yavrum ikimizde uyuyunca sıkılmış demek:) Baktım boynunun duruşu biraz rahatsız hemen kaldırıp koltuktaki kendi yerime yatırdım. Sonra gidip yatakları açtım, getirip pijamasını giydirdim. Her ikisini de kaldırıp yataklarına taşıdım. Erkenden uyumuşuz. Sabah çok dinç uyandım.

Okulda kilden heykeller yapmışlar. Kimi kuş, kimi kalp, kimi çiçek.. Bir kişi de tavşan yapmış:) Elbette Duru:)

Herkese iyi haftasonları diliyorum. Ailenizle, ağız tadıyla ve sağlıkla ...



26 Şubat 2016 Cuma

Cuma!



Bir kaç gün önce kurduğumuz bir watssapp grubu aracılığıyla üniversite arkadaşlarımla tekrar yazışmaya başladık. Herkes evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış hiç bir şey olmasa yaşlanmış:)

*Aklıma o yıllar daha sık gelir oldu. İstanbul Üniversitesi çok olaylı bir üniversitedir biliyorsunuz. O zamanlarda da hergün olay var ama bizim fakültede asla olay olmazdı. Okula bir gidersin ki üniversitenin çevresinde devasa bir polis çemberi var yaklaşıp "eczacılıktanım" dediğinde hiç bakmaz geçirirlerdi. Bizim derslerimiz ağırdı, laboratuarlarımız yoğundu fırsat bulup da kim eylem yapacak ki:))

Bir gün edebiyat fakültesi karışmış. Satırlarla falan birbirlerini kovalamışlar. Bizim de tüm gün labımızın olduğu gün yorgun argın eve gitmişim. Annem aradı:

- " Okul nasıldı bugün?"
-" İyi anne her zamanki gibi" daha cümlem bitmeden annem başladı bağırmaya :

-" Okul karışmış bugün , haberlerde var, sen okula gitmiyor musun?" :)) Sağolsun böyle de güvenir bana annem. Kendisi de İÜ İktisat mezunu olduğu için olayların göbeğinde okumuş aynı okulda olaylardan tamamen bihaber olabileceğimizi düşünemiyor.

*Üniversitede bir arkadaşım vardı. Çok severdim. O kadar komik bir ders çalışma alışkanlığı vardı ki. Akşam beni ara saat 16:45:

-Ders çalışmaya başladın mı?

-Başladım Sultan.

-Ben de saat 17:00de başlayacağım.

-Tamam.

Biraz daha konuşuruz birden Sultan'dan şöyle bir yorum gelir:

-Saat 17:03 olmuş tüh ya.

-E ne olur ki?

-Ben sadece tam saatlerde çalışmaya bşlayabilirim saat 18:00de başlayacağım artık.

Bir gün böyle yapa yapa saati 23:00 yaptı. Hala bana diyor ki şimdi başlasam yetiştirebilir miyim?:))

Ben mezun olduğumda alttan 23 dersi vardı.

*Yine bir gün bir arkadaşım hamster almak istediğini söyledi. Büyük bir grup Eminönü'ne gidip hamster aldık. O hayvanların içler acısı hali hala gözümün önünden gitmez.Neyse hamsterı aldık. Bir kaç gün sonra Hakan'ı sınıfta görünce hamsterı sordum. "Sorma ya beni ısırdı kuduz aşısı oluyorum geri verdim" demesi hiç aklımdan gitmez:))

*Bir gün evde oturuyorum. Halılar gözüme çok pis geldi. Yahu dedim ben şu halıyı bir sileyim. Dört yıl boyunca sadece bir kez halı sildim o da budur. Neyse tam halıyı siliyorum kapı çaldı , uzaktan bir akrabamız beni ziyarete gelmiş. İçeri aldım beni öyle halı silerken gören kadıncağız tüm aileye "kız hem okulunu dört yılda bitirdi hem de halı filan bile siliyordu" demiş:)

Ay aradan 15 yıl geçtiğine inanamıyorum. Bana pat diye sorulsa yaşım 21 diyesim geliyor:) Ühü. Gerçi o yaşa asla dönmek istemezdim o da ayrı. Dönüp hep o yaşta kalmak isteyeceğim yıl 2011 olurdu sanırım. Kızımdan öncesine gitmek istemem.

Bu haftasonu yaptıklarımızı uzun uzun anlatacağım bir yazı yazabileceğimi umuyorum. Belki gerçek fotoğraf makinasını yanıma alırım. Herkese iyi haftasonları diliyorum. Hoşçakalın:)

24 Şubat 2016 Çarşamba

Son zamanlarda..


Pek bir sıkıcıyım. Blogun durumundan  belli de oluyor zaten:)

Kitap okuyorum ama yavaş tempoda.

Dizi izlemeye başladım. Salı Hayat Şarkısı ve Çarşamba Poyraz Karayel. Sadece iki dizi izliyor olmak bile çok zaman alıyor. Televizyonun insan hayatında çok ciddi bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Reklamlar, özeti filan derken şaka maşa 3 saatimiz öyle tv karşısında boş boş geçip gidiyor.

Annem kendine yeni bir akıllı telefon aldı. Watsapp yükledi, facebook hesabı açtı:) Dün Murat'a arkadaşlık teklifi yollamış , seni de aradım ama bulamadım dedi. Ben facebook kullanmıyorum diyince pek bir şaşırdı:)) Annemin bu teknolojik şeylere yatkınlığını çok seviyorum. Ve ona bir lap top hediye etmek istiyorum. Laptopunu alçak kardeşim yüklenip götürdüğü için eski messenger fatihi halleri yok maalesef.

Patlayan bombalara, ülkemizde türeyen onlarca terör örgütüne, o örgütlere katılıp kendini ve maalesef bir sürü insanı patlatacak kadar gözü kararan tiplere, cennettte hurilerle olacaksın vaadiyle insan öldürmeye ikna edilenlere lanet olsun! 

Dünya hepimize yeter nedir bu açgözlülük!

Her telden yazımızı bitiriyorum. Daha eğlenceli yazılarda görüşmek dileğiyle...







Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..