17 Temmuz 2016 Pazar

Neler oluyor?


Böyle bir yazıya bu kadar içten güldüğümüz bir fotoğrafı koymak ne kadar doğru bilmiyorum. Ama kendime mutlu olduğum günler olduğunu ve yine olacağını da hatırlatmak istiyorum.

Hiç darbe görmedim ben. İki gün önce olana da darbe denir mi bilemedim.Annem "darbe olduğunda uyandığımızda her yerde askerler olduğunu görürdük, başbakan ve bakanlar bilinmeyen bir yere götürülmüş olurdu, kimsenin burnu bile kanamazdı" diyor. E dün akşam canlı yayında izlediğimiz neydi peki?

Asker çok mühimmiş gibi köprüleri tutmuş, nedense milletin meclisini bombalıyor, bütün bakanlar canlı yayında yorum yapıyor,halk tankların önüne atlamış, silahlı askerler sivil halka teslim oluyor, halk da onları öldürene kadar dövüyor.Nerden baksan elde kalıyor.Nerden baksan saçma.

Ölen herkese çok üzüldüm. Allah bu ülkenin hiç bir vatandaşını terör yüzünden öldürmesin inşallah.Çok bedel ödedik biz, çok üzüldük, üzülüyoruz.İnşallah artık düze çıkalım. Dış mihraklar elini çeksin üzerimizden. Bu dünyayı şekillendiren para babaları kendi derdine düşsün bizi unutsun inşallah.

Yapabildiğim tek şey işte böyle çingene duası etmek. Koca dünyada kapladığım yer, arz ettiğim önem açısından maksimum elimden gelen bu maalesef.

Kendi küçük dünyama dönersek balkon masasını boyamaya yolladım, ustaya hazır eve gelmişken yatak odası takımımı da gösterdim bana tüm takımı beyaza boyama bedeli olarak 1500 TL gibi bir fiyat verdi. Daha önceki ustaların söylediği verimli olmaz, zamanla rengini kusar falan demediler.Hatta balkon masasından daha kolay olacağını söylediler.Ben de taşındıktan sonra tüm takımı yollamaya karar verdim.Çünkü takımımı seviyorum, sonuçta babam aldığı için manevi olarak da değerli. Tek sorunum rengi. Koyu renk hem karanlık gösteriyor hem de çok toz tutuyor.

Evde şimdilik planladığımız tadilat bitmek üzere. Bu hafta taşınmaya çalışacağız inşallah. Bakalım.

Murat'a eve taşındıktan bir kaç ay sonra yapacağımı umduğum tadilatla ilgili ne kadar kararlı olduğumu da gösterdim. O da kabullendi sanki. Yine ara sıra "çok zor olacak" dese de o hayır diyip tavanlara çıkma durumu bitti.

Murat'ı bir şeye ikna etmek zaman alıyor. Ne önersem ilk başta mutlaka "hayır" diyor.Bazen yüreğim yetmiyor uğraşmaya ama bazı durumlarda popüler deyişle benim kırmızı çizgim.O durumda zaman ve emek harcıyorum.

Yani ben de arkadaşlarım gibi ona haber vermeden koltukları yollayıp yüz değiştirebilirim ya da toplantıdan eve döndüğünde mobilyaları beyaza boyanmış bulabilir. Sonuçta arabam ve param var. Ama ben hiç bir zaman emrivakilerden hoşlanmam. İsterim ki her şey gönül rızasıyla, mutlulukla olsun. Bittiğinde kimse üzülmesin, incinmesin.

Hahaha okuyunca tadilattan bahsettiğim anlaşılmıyor di mi:) Ama Murat'la evliliğimizde bir onun eşya biriktirme huyu iki tadilat karşıtlığı beni cidden yoran ve tartıştığımız iki ana konu.

Hayır tadilat konusunda da içimde biriken canavar giderek palazlanıyor. Mutfak ve salon yer değiştirdikten sonra salon koltuklarının yüzünü de değiştireyim diyorum:)) Bunu şimdilik sadece size söylüyorum ama şişt;)

Hala tadilat kelimesinden nefret gelmediyse ve ekrana kusmadıysanız başka konuya geçeceğimin müjdesini vereyim size:)

Bu ara hemen hiç kitap okuyamaz oldum. Örgü de örmek gelmiyor içimden. Ben de aralıksız bilgisayar oyunu oynuyor, instagrama falan giriyorum. Boşa geçen zaman ama demek bu dönem de buna ihtiyacım varmış diyorum. Şu bahsetmeyeceğimiz konuya (tadilat) kafa yorduğum için kitap okuyacak zihinsel yeterliğe sahip değilim sanırım. Kendime kalan zamanda hiç bir şey düşünmüyorum sanırım.

İnstagramda takılırken en çok Amerikalı hesapların dünyaya karşı ilgisizliği dikkatimi çekti. 11 Eylül saldırılarını hiç atlamıyorlar bir de ülkelerinde bir sorun varsa bahsediyorlar sadece. Fransa'da manyağın biri kamyonla kalabalığa dalmış, Hindistan'da lunaparkta bomba patlamış, Irak'ta yüzlerce kişi ölmüş, Ankara'da bomba patlamış hiiiiç umurlarında değil.

Ya bu her şeyden bu kadar uzak oluşları bir hoşuma gidiyor sormayın. Dünya sadece Amerikadan ibaret gibi yaşıyorlar. Ben kendi ülkeme üzülmeyi bıraksam diğer ülkelerdeki ölümlere üzülüyorum, hiç olmadı sokaktaki Suriyelilere kahroluyorum. Ya bu kadar üzüntüye can mı dayanır?

Sonuçta gezip eğlenirken bile içimde bir parça hep mutsuz, hep korkmuş, hep üzgün.

İşte  böyle. Siz neler yapıyorsunuz, neler düşünüyorsunuz anlatın da biraz kafamız dağılsın.



3 Temmuz 2016 Pazar

Planlar planlar

 
Bayram tatilini fırsat bilip yakınlarda bir otelde iki günlüğüne yer ayırttık. Duru havuza gireceği için çok heyecanlı. Kızım çok şükür benim gibi tammmm bir su kuşu.
 
Murat hiç havuz deniz sevmez. Güneş kreminin yapış yapışlığı, ıslanmak onun gibi bir aslanın zorla katlandığı şeyler. Suratı bir karış oturur havuzun kenarında:) Çocuğumuz yokken tüm günü havuzda tek başıma geçirirdim. Şimdi Duru havuzda bana arkadaş oluyor.Yuppi!
 
Zaten Murat genelde memnuniyetsiz , beğeni eşiği çok yüksek bir insan. Annem de tıpkı Murat gibidir(aslan burcu). Anneme ucuz bir hediye alsan hiç memnun olmaz bir de bunu belli eder:)
 
Murat da marka hediyelerden hoşlanır. Kıyafette Lacoste, ayakkabıda Camper. Çok şükür sevdiği markaları keşfettim de hediyelerim hep beğeniliyor;) Annemden antremanlı olduğum için olayı çabuk kavradım;)
 
Bu beğenmeme durumu gittiğimiz tatil yerlerinde de kendini gösterir. Ben Antalya otellerini sevmiyorum çünkü havası çok boğucu. Adana zaten yapış yapış neden gidip bir de daha yapış yapış bir havada kalmak için para vereyim? Ama elbette Antalya'da  oteller son derece lüks, yemekler muhteşem. Murat bu sebeple Antalyadaki otellerden çok memnun kalmıştır.
 
Son iki senedir asla Antalya'ya gitmem dedim. Akşam bir mini disco etkinliği oluyor beş dakika dışarıda duruyorsun saçların ıslak ıslak , ter içinde kalıyorsun.İçeri klimalı alana girince oh diyip nefes alıyorsun.
 
Ama Çeşme öyle mi? Deniz kenarı ve sıcak ama nem yok, serin rüzgar esiyor. İşte Çeşmedeki otellerde de Antalyadaki şaşaa yok tabi. Yemek menüleri daha mütevazi, oteller biraz eskice. Ama benim için hiç önemi yok. Sonuçta bir insanın açık havada, püfür püfür esen rüzgarda yediği yemeğin tadını ben hiç bir şeyde bulamıyorum.
 
Otele gidiyoruz Murat sanki İl Sağlık Müdürlüğünden denetime gelmiş. Yemekleri  havuzu, odayı herşeyi eleştiriyor. Hele bir de yanına kendi gibi bir huysuz bulmuşsa havuz başında saatlerce oteli çekiştiriyorlar:)
 
Aslında kendisi de daha mutlu ama içindeki aslan bunu söylemesine engel:)
 
Bir de Antalya otelleri Rus turist doluyken Çeşme Türk kadını kaynıyor. O po.p.olardaki selülitler, kısa bacaklar, koca göbekler yani ortak fiziksel özelliklerimizi diğer kadınlarda da görmek bir kadının rahat tatil yapması için önemli ayrıntılar bence. Ruslar beş çocuklu olmalarına rağmen model gibi tipler, pçop.olarında selülit yok gamze var,bacakları benim tüm boyum kadar, sarışın ve mavi gözlüler insan ister istemez kendini çirkin buluyor.Bir sen şişkoymuşsun, selülit dünyada bir sende varmış, dünyadaki tek çirkin senmişsin gibi oluyor.
 
Herkese iyi bayramlar diliyorum. Ben gidip valizimizi hazırlayayım. Siz bayramda neler yapacaksınız?
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

1 Temmuz 2016 Cuma

Yarım mutluluklar

İnsanın - en azından bazı insanların- mutlu olmaya utandığı günler yaşıyoruz. Her patlamadan sonra ciddi bir ümitsizliğe kapılıyorum, o kadar üzülüyorum ki televizyonu açmak, telefonla ilgilenmek,gazete okumak bile gelmiyor içimden. Ayda bir de patlama olduğu düşünülürse pek iç açıcı günler yaşamadığımız ortada. Ama bir yandan da evde 5,5 yaşında hayatının başında bir çocuk var. Mutsuzluğu hak etmeyen, neşeyle yaşaması gereken bir çocuk. Onun hatırına bir şey yokmuşçasına gezip, eğleniyoruz.

Ama eskisi gibi AVMlere gitmiyoruz mesela.İnternet alışverişine Murat da çok alıştı. Gerçi ben bir süredir kıyafet almayı da bıraktım. Elimdekilere idare edebiliyorum. Duruya da zaten Ankara'da toplu aldığım için AVMlere gitmemize gerek almıyor.Ankarada AVMlere gidiyoruz ama:)) O sayılmaz:P

Murat evde son hız tadilat yapıyor. Duvar falan ördürüyor. Onu bu duruma ikna edene kadar etmediğimiz kavga kalmadı. Biz şu andaki evimize taşındığımızda evi hiç sevmedim.İlk evimizi dört duvar kalacak şekilde yıkıp kendimiz yaptırmıştık. Açık renk modern bir mutfaktan venge(neredeyse siyaha çalan bir kahverengi) mutfağa taşınmak hiç hoş olmadı haliyle.. Evi almak için tonla para harcadığımız için "bir süre" idare ederim diye düşünmüş ve hiç tadilat yapmamıştım. Sadece parke ve bir kaç dolap yaptırmıştım.

Ama Murat meğer tadilat dendiğinde havalara sıçrayıp itiraz eden bir tipmiş. Bu on yıl içinde eve cam balkon dahi yaptıramadım nerde kaldı mutfağı değiştirmek. Ama her sene yeni bir planla gittim mutfakla oturma odasını değiştirelim, mutfağı yenileyelim vs. "Evin içindeyken tadilat olmaz, tadilat yaptıran kadar evi satarız" gibi argümanlarla savunuyordu kendisini.Ki ben pek kavga sevmeyen bir tip olduğumdan peki diyip geçtim. Ama bu yeni eve geçerken eve girdim ve kocaman bir yapılacaklar listesini Muratın eline tutuşturdum.

Tabi yine itiraz etti sümük. "Sıfır eve tadilat mı olurmuş.Gerekirse içindeyken yaparmışız." Ay ben buna bir sinirlendim bir sinirlendim.İçimde on yıldır tadilat bekleyen kadın böğürerek dışarı çıktı..İşte şimdi duvar ördürüyor.Bir de gelip istediğin her şeyi yaptım demiyor mu? Hey Allahım yarabbim.

Taşınmak için belli bir süremiz var, okul başlayana kadar taşınmış olalım istiyorum bir de bu kadar büyük çaplı bir tadilat ekonomik olarak çok sarsıcı olacak.Yoksa ben salonla mutfağın yerini değiştirmek istiyordum. Zira içmimar evi öyle bir tasarlamış ki.Mutfak dolapları mesela tavana kadar değil. E o zaman üstü devamlı toz olacak demektir.O tozu her hafta tezgaha çıkıp silecek miyiz?

Tavana kadar gelmeyen ama upuzun bir mutfak sonunda da tezgahın devamı televizyonluk. Bu şahaserden geçen yazıda da bahsetmiştim ve doğal olarak gözünüzde canlandıramamıştınız. Dün gittiğimde sizin için bir fotoğraf çektim:

 
Aspiratörün bittiği yerde mutfak bitiyor bakın tezgah da bir tık aşağı inmiş işte orası televizyonluk. Gel de ağlama.Gel de bu mimarı bulup sıkı bir tekmeleme. Mimar bu ne?
 
Mimarın bir de kadın olması işin vahametini arttırıyor. Nasıl bir kadın böyle bir saçma mutfak dizayn eder? Oturma odası dediği kısım koltukları  koyunca nasıl olacak? Ay düşündükçe içime fenalıklar geliyor.
 
Of of. Neyse işte kendime göre bir takvim belirledim. Beşinci yılda salon mobilyasını bir kenara taşıyacağım. Mutfağı salonun köşesine taşıyacağım. Şöyle köşe dönen belki daha küçük ama işlevsel bir mutfak. Salonun bölümü de oturma odası olacak. Salon mutfak ve oturma odası olarak iki kareye dönüşecek. Şimdiki upuzun mutfak da sökülecek ve oda salona dönüşecek. Bu beş yıl içinde bir kenara para atacağım,Muratın başının etin yiyeceğim, usta bulacağım filan. Bakın şimdiden mutfak fikirleri bakınmaya başladım bile:
 
 
 


 


Hep böyle küçük dertlerimiz olsun, Allah beterinden korusun. İnsan kendi derdini yazarken bile utanıyor.



28 Haziran 2016 Salı

Merhaba!



Hiç bu kadar ara vermemiştim di mi? İçimden hiç yazmak gelmedi neden bilmiyorum. Bence blog yazmanın en önemli kriteri samimiyet olduğu için içimden yazmak gelmediğinde kendimi zorlamıyorum.
 
Yokken neler oldu kısaca bir toparlayalım:
 
1.Duru anaokuluna bir tüm sene devam etti. 5 yaş anaokulu bitti seneye tekrar anaokuluna gidecek ama bu kez daha fazla ilkokula hazırlık şeklinde 6 yaş grubu için olan sınıfa gidecek.
 
Ben ilkokula 5.5 yaşında başladım ve matematikte çok zorlandım. Kızımın kendini sıkmasını istemiyorum ki zaten Duru da benden çok farklı bir çocuk. Ben okula gitmeyi çok istemişim annem de bir sürü uğraşmış o yaşta bir çocuğu okula kaydedebilmek için.
 
Eve en yakın okul beni almamış. Müdür bu yaşta bir çocuk ilkokula başlayamaz demiş. Oysa o okula dedem bir sürü derslik falan yaptırmış, her sene de bağış yaparmış ama buna rağmen müdür annemle inatlaşmış.Tabi annemle inatlaşmanın hiç akıllıca bir şey olmadığını henüz bilmiyormuş :) Annem yılmamış başka bir okulla konuşup beni oraya kayıt ettirmiş bir hafta sonrada istediği okula nakil aldırmış:)
 
Neyse ki okul hayatında çuvallamayarak annemin müdürü defalarca pişman etmesini sağlamışım.Çocuğu almadık ama şimdi de sınıfın en iyisi dediğini duyanlar olmuş;)
 
Bu arada annem de beni okula kaydettirdiği ilk gün sınıfın en küçüğü olduğumu görüp delice pişman olmuş. Tüm çocuklar annelerine yapışmış ağlarken ayakları yere değmeyen ben "neden bekliyorsun anne" diyormuşum. Annem minik halime bakıp bir türlü gidemiyormuş. Gizlendiği köşede yine görüp hadi git diye zorla göndermişim.
 
İşte bu okul seven öykücünün kızı Duru okuldan hiç hoşlanmıyor.Ühü. Anaokulunda tatil olunca havalara uçan bir kız düşünün. Lisede falan sürüyerek götüreceğiz demek:P
 
 

 
 
2.Yeni bir ev aldık. Böyle tek cümle oldu ama çok uzun bir süreç aslında. O kadar çok aksilik oldu ki acaba Allahu Teala bize bir mesaj mı vermeye çalışıyor diye düşündüm. Evin çok büyük olması dolayısıya kendime bir kütüphane odası ayırabilecek olmam, kocaman bir havuzu olan site içinde olması gibi çok çekici özellikleri var. Ama evi bir iç mimara vermişler o da hayatımda gördüğüm en kötü evi çizmiş.Salonla mutfağın yer değiştirmesi lazım, salona kapı yerine tahta sütunlar yapmış bence mimari bir felaket olarak ders kitaplarına girer, yatak odasına bir dolap yapmış sökmek zorunda kaldık. Dünyanın en güzel evi olabilecekken çuvallamış zavallım.
 
Sonuçta sıfır eve bir sürü tadilat gerekti. Ama evi almak bizi ekonomik olarak o kadar sarstı ki salonla mutfağın yerini değiştirmek gibi çok ciddi işlere girişemedik. Bir süre saçma sapan bir mutfak , oturma odası kombinasyonuyla idare edeceğiz artık.
 
Saçma sapan diyorum ya abartıyorum zannetmeyin. Mutfak tezgahının devamı televizyonluk. Bir süre biz de televizyonu nereye koyacağız, oturma odası nerede diye dolanıp durduk:)
 
Balkondaki masa sandalye takımını ve yatak odası takımını boyatmaya karar verdim. Ben evlenirken venge modaydı ve başka renk mobilya bulamamıştık. Ama o kadar çok toz tutuyor ki kesinlikle beyaza boyatmak lazım.Bir usta ayarladım yarın arayıp dolapları göstereceğim. Umarım uçuk bir fiyat istemezler.
 
Evde bir sürü atma , ayıklama işi yaptım.Mutfağı sadeleştirdim. Bir kısmını kayınvalidem aldı yazlığa götürmek için, bir kısmını sağa sola verdim. Tüm kitaplarımı koliledim.Toplam 10 koli oldu. 
 
Murat'ın çalışma dolabına el attım , düzenledim ve sonuçta çok ciddi bir kavga ettik:) Ayakkabılarıyla, gömleklerini kendi ayıklayacak artık.
 
Kıyafetlerimi ayıkladım, taş taş üstünde bırakmadım. Ikea'dan 50 tane askı aldım tüm askılarımı tek tipe çevirmek istiyorum. Muratın çoğu askısını tahtaya çevirmiştim zaten, kendi pantolonlarım ve gömleklerime de tahta askılar sipariş ettim. Çünkü yeni evde giyinme odası var ve açık bir dolap benim düzen takıntımı çok fazla tetikliyor. Tek bir uyumsuz askı dahi kabul edilemez:)
 
Kışlık paltoları elbise askılarının içine koyup astım. Kışlık ayakkabıları kutuladım.Terlik dolabının belki yarısını attım, çantalarımı ayıkladım, kutuladım.
 
Oturma odasını, fotoğrafları toparlayıp kutuladım.
 
Yıllardır kayınvalidemle annemin verdiği bir sürü yün yastık ve yorganları eve sığdırmakla uğraşıyorum. Murat da yün yorgan sevmiyor ve gerçekçi olmak gerekirse Adana'da yaşıyoruz. Yatak alırken verdikleri uyduruk bir yorganı kullanıp beş tane yorganı, on tane falan yastığı öyle saklıyorum.
 
Taşınma aşamasında tümünü vakumladım bazanın altına koydum. Ama sonra buna da sinir oldum. Annemi ve kayınvalidemi aradım yorganları iade edeceğimi söyledim.Ben bize ve Duruya kaz tüyü yorgan alacağım. Gereksiz yastıkları ve yorganları iade ediyorum. Sadece bir tane tek kişilik yorgan bir de bizim uyduruk yorganı saklayacağım. Bizim evimize on yılda iki kez babam, üç kez kardeşim, bir kez bir arkadaşım Durunun doğumunda da annemle babam geldi.Bu iki yorgan da bu misafirlere pekala yeter.Resmen sırtımdan yük attım sayın okur.
 
Annelerin gazına gelmemek biraz durup düşünmek gerek. Şimdi yıkanabilen harika kaz tüyü, yün yorganlar varken eski yorganları saklamak hiç anlamlı değil.İstiyorlarsa annemler saklasın. İstiyorlarsa yeni evlenen birilerine verip hayra geçsinler. Yorganların benimle bir alakası kalmadı:)
 
Halıları da yıkamaya göndereceğim. Yıkama dönüşü direk yeni eve getirirler, oh mis.
 
Şimdi hedefim evi bir kaç güne yayarak taşımak. İlk gün salon, oturma odası ve Duru'nun odasını  ikinci günde mutfak ve yatak odamızı taşımak istiyorum. Bunu kabul eden ya da tek günde insan gibi taşıyacak bir şirket arayışındayım. Ki bu da haliyle daha fazla para demek:) Bakalım.
 
3. Bol bol gezdik, yedik içtik, fotoğraf çektik. İnstagramdan takip edenler biliyor gerçi.
 
Duru bol bol ata bindi:
 
 
Arkadaşlarla sık sık kahvaltı için buluştuk:
 
 
Duru bol bol hayvan sevdi, besledi. Burada da keçi besliyor:
 
 
 
İşte böyle. Bir merhaba yazısı için uzun bile oldu sanki. Daha ilk günden okuru kaçırmamak lazım:P Eee ben yokken siz neler yaptınız bakalım?
 
 
 







21 Mart 2016 Pazartesi

Evde

Cumartesi gün vardı. Mantı, zeytinyağlı karışık dolma(acılı), peynirli poğaça, pırasalı börek, tavuklu salata, yeşil salata ve  iki çeşit tatlı vardı. Abartısız sade bir menüydü bir sonraki ay gün bende olunca bu duruma pek sevindim. Mantı, börek ve poğaçadan yemedim. Salatalar ve zeytinyağlı dolma yedim sadece. Ama kızım benim yemediğim mantı açığını kapattı neyse ki:)

Akşam eve geldik ve pazartesiye kadar çıkmadık.

Pazar günü de kahvaltıya kayınvalidemleri çağırdım. Hazır evden çıkamıyorken zamanımızı değerlendirelim istedim.

Neyse ki Duru evi seven bir çocuk. Saatlerce minişleriyle, oyuncak bebekleriyle sıkılmadan oynuyor.Sıkılınca ipad açıyor ya da tv izliyor, bana bir kitap getirip okumamı istiyor falan.Ben de bu arada battaniye örmeye verdim kendimi. Puset battaniyesi olarak planlamıştım ben bitirene kadar kızın puset zamanı geçti bari kızıma yatak örtüsüne çevireyim dedim, evlenmeden yetiştirebilirsem ne mutlu bana:P

Öğlen mercimek çorbası akşam da köfte pilav yaptım Ona. Murat ve ben Duru'ya çaktırmadan gizli gizli zararlı şeyler yedik:)

Sokaklar çok boştu , gerçek olmayan bir zaman gibiydi.

Allah herkese sabır versin, tüm yaralılar bir an önce iyileşsin ama en çok Asya bebek için endişeleniyorum. Bir iyileşti haberi gelse...

18 Mart 2016 Cuma

Teröre karşı elbirliğiyle mücadele etmeliyiz.



Ne yapmam, nasıl hissetmem gerektiğini bilemediğim günlerdeyim. Sanıyorum siz de öylesinizdir. Yitip gitmiş evlatları, hayattan koparılmış gencecik çocukları, onların umutlarını, annelerini düşündükçe üzüntüden nefesim kesiliyor. Kalabalık bir yere gittiğimde endişeleniyorum.

Ama bir yandan da aklı selim kişiler korkmamamız gerektiğini, terörün amacının tam da bizi korkutup sindirmek olduğunu söylüyor. Onlara da hak veriyorum.

Soner Yalçın'ın şu yazısı çok aklımın karmakarışık olduğu günlerde bana umut oldu.Yazının tümünü okuyun lütfen ama kısa bir bölümünü de kopyalıyorum:

"PKK tarihinin en büyük hatasını yaptı; IŞİD oldu. Artık psikolojik savaş üstünlüğünü kaybetti.
Başta Kürtler olmak üzere halk sokağa çıkıp “terörü lanetlemezse” bu kör terör sürüp gider.
Teröre karşı elbirliğiyle mücadele etmeliyiz."

Ben kendi küçük blogumda terörü lanetliyorum. Masum, sivil insanları patlatarak öldürmenin hiç bir açıklaması, mazereti olamaz. Hiç bir lanet olası fikir, ideoloji böyle bir vahşeti kabul edemez.

Yazımı Soner Yalçın'ın şu yazısı ile bitiriyorum.

Bir sonraki yazım bir dedikodu yazısı olacak ama sık sık terörle ilgili de yazacağım. Unutmayacağım, unutturmayacağım. O ellerindeki kanı saklayamayacaklar!

14 Mart 2016 Pazartesi

Bombalar patlarken:


Cumartesi evimizde kahvaltı yapıp dışarı çıktık. Uzun uzun ev gezdikten sonra yemek yemek için Tarsus Şelale'ye gittik. Yemek yedik, Adana'da biraz sokaklarda gezindik Duru'ya "miniş" aradık, dondurma yedik.

Pazar Gül Ablalarla kahvaltıya Mersin'e gittik. Sonra da biraz alışveriş merkezinde gezindik. Ben kızlarla kitapçıya girip Duru'ya, Defne'ye ve kendime kitap aldım. Duru'ya bornoz aldım. Bebeklikten beri kullandığım bornozları artık poposunda aşağısını kapatmaz olmuştu çünkü:)

Adana'ya dönerken Duru biraz halsizdi, hafif de ateşi vardı. Evde hemen kemik suyuna mercimek çorbası yaptım. O biraz uzandı yemekten sonra da banyo yaptırdım. Saat 21:30da da yattık.

Yattık ama ben Ankara saldırısının etkisinden çıkıp da uyuyamadım. Saat 01:10a kadar yatakta dönüp durdum. Kızın ateşini kontrol etmek için iyi bir bahane oldu gerçi. 01:10da tekrar bir ateş düşürücü verip uyumak için zorladım kendimi.

O kadar üzgünüm ki. O insanlar, kardeşlerim orada ölmüşken, anneleri hastane kapılarında yavrularını beklerken, çocuklarından haber alamayan bir sürü kişi varken benim hayatıma devam ediyor olmamın bir şükür sebebi olması o kadar ikiyüzlü hissettiriyor ki.

Ölen ben değilim, tanıdığım sevdiğim biri değil diye derin bir oh çekmek o kadar kötü ki.

Bu süreçte internetten nefret ettim açıkçası. İnstagramda siyah ekran paylaşmaktan da paylaşmamaktan da, bir şey yazmaktan da yazmamaktan da nefret ediyorum. Sokaklara çıkıp bağırmak isterken, nefretimi kusmak isterken hiç bir şey yokmuş gibi hazırlanıp işe gelmekten de nefret ediyorum.

Ama en çok  cemaatçilere sinir oluyorum. Bugün "susmayın, Suriye'de böyleydi, ay bakın bu yönetim ne kötü, ay tu kaka" diye bağıranlardan nefret ediyorum. Ulan bu ülkede konuşan, akıl fikir sahibi, demokratik bir tepki koyma ihtimali olan kim varsa  kim varsa sahte delillerle, yalancı tanıklarla hapse atan ben miydim? Düne kadar her şey harikaydı da şimdi neden kötü oldu? Ya sırf menfaatlerine dokunuyor diye upuzun eleştiri metinleri yayınlayan ikiyüzlü insanlardan tiksiniyorum.

Bir susun da acımızı yaşayalım.





4 Mart 2016 Cuma

Ne yapıyorum?

Son hız ev bakıyorum:) Murat bana sinir oluyor. Laf aramızda ben de ona:) Neymiş paramız yokmuş. Yahu buluruz diyorum. Gözlerini kısıp "seni tanımasam sağda solda paran var diyeceğim" diyor. Yok elbette:) Ama ben inanıyorum istediğimiz evi bulursak kendi evimizi pat diye satacağız ve kalanı da kredi çekip halledeceğiz. İnanmak başarmanın yarısı değil mi?

Dün akşam Murat koltukta uyuyakaldı. Bana da bir uyku bastırdı ki sormayın. Gözümü kapatır kapatmaz Duru zıpladı "uyuma"  diye. Yok kızım uyumuyorum gözümü dinlendiriyorum dedim, ama tabi uyumuşum:)  Sonra bir horultu sesine uyandım. Kızım da benim yattığım koltuğun diğer tarafına uzanıp uyumuş. Ay onun o haline bir duygulandım sormayın. Yavrum ikimizde uyuyunca sıkılmış demek:) Baktım boynunun duruşu biraz rahatsız hemen kaldırıp koltuktaki kendi yerime yatırdım. Sonra gidip yatakları açtım, getirip pijamasını giydirdim. Her ikisini de kaldırıp yataklarına taşıdım. Erkenden uyumuşuz. Sabah çok dinç uyandım.

Okulda kilden heykeller yapmışlar. Kimi kuş, kimi kalp, kimi çiçek.. Bir kişi de tavşan yapmış:) Elbette Duru:)

Herkese iyi haftasonları diliyorum. Ailenizle, ağız tadıyla ve sağlıkla ...



26 Şubat 2016 Cuma

Cuma!



Bir kaç gün önce kurduğumuz bir watssapp grubu aracılığıyla üniversite arkadaşlarımla tekrar yazışmaya başladık. Herkes evlenmiş, çoluk çocuğa karışmış hiç bir şey olmasa yaşlanmış:)

*Aklıma o yıllar daha sık gelir oldu. İstanbul Üniversitesi çok olaylı bir üniversitedir biliyorsunuz. O zamanlarda da hergün olay var ama bizim fakültede asla olay olmazdı. Okula bir gidersin ki üniversitenin çevresinde devasa bir polis çemberi var yaklaşıp "eczacılıktanım" dediğinde hiç bakmaz geçirirlerdi. Bizim derslerimiz ağırdı, laboratuarlarımız yoğundu fırsat bulup da kim eylem yapacak ki:))

Bir gün edebiyat fakültesi karışmış. Satırlarla falan birbirlerini kovalamışlar. Bizim de tüm gün labımızın olduğu gün yorgun argın eve gitmişim. Annem aradı:

- " Okul nasıldı bugün?"
-" İyi anne her zamanki gibi" daha cümlem bitmeden annem başladı bağırmaya :

-" Okul karışmış bugün , haberlerde var, sen okula gitmiyor musun?" :)) Sağolsun böyle de güvenir bana annem. Kendisi de İÜ İktisat mezunu olduğu için olayların göbeğinde okumuş aynı okulda olaylardan tamamen bihaber olabileceğimizi düşünemiyor.

*Üniversitede bir arkadaşım vardı. Çok severdim. O kadar komik bir ders çalışma alışkanlığı vardı ki. Akşam beni ara saat 16:45:

-Ders çalışmaya başladın mı?

-Başladım Sultan.

-Ben de saat 17:00de başlayacağım.

-Tamam.

Biraz daha konuşuruz birden Sultan'dan şöyle bir yorum gelir:

-Saat 17:03 olmuş tüh ya.

-E ne olur ki?

-Ben sadece tam saatlerde çalışmaya bşlayabilirim saat 18:00de başlayacağım artık.

Bir gün böyle yapa yapa saati 23:00 yaptı. Hala bana diyor ki şimdi başlasam yetiştirebilir miyim?:))

Ben mezun olduğumda alttan 23 dersi vardı.

*Yine bir gün bir arkadaşım hamster almak istediğini söyledi. Büyük bir grup Eminönü'ne gidip hamster aldık. O hayvanların içler acısı hali hala gözümün önünden gitmez.Neyse hamsterı aldık. Bir kaç gün sonra Hakan'ı sınıfta görünce hamsterı sordum. "Sorma ya beni ısırdı kuduz aşısı oluyorum geri verdim" demesi hiç aklımdan gitmez:))

*Bir gün evde oturuyorum. Halılar gözüme çok pis geldi. Yahu dedim ben şu halıyı bir sileyim. Dört yıl boyunca sadece bir kez halı sildim o da budur. Neyse tam halıyı siliyorum kapı çaldı , uzaktan bir akrabamız beni ziyarete gelmiş. İçeri aldım beni öyle halı silerken gören kadıncağız tüm aileye "kız hem okulunu dört yılda bitirdi hem de halı filan bile siliyordu" demiş:)

Ay aradan 15 yıl geçtiğine inanamıyorum. Bana pat diye sorulsa yaşım 21 diyesim geliyor:) Ühü. Gerçi o yaşa asla dönmek istemezdim o da ayrı. Dönüp hep o yaşta kalmak isteyeceğim yıl 2011 olurdu sanırım. Kızımdan öncesine gitmek istemem.

Bu haftasonu yaptıklarımızı uzun uzun anlatacağım bir yazı yazabileceğimi umuyorum. Belki gerçek fotoğraf makinasını yanıma alırım. Herkese iyi haftasonları diliyorum. Hoşçakalın:)

24 Şubat 2016 Çarşamba

Son zamanlarda..


Pek bir sıkıcıyım. Blogun durumundan  belli de oluyor zaten:)

Kitap okuyorum ama yavaş tempoda.

Dizi izlemeye başladım. Salı Hayat Şarkısı ve Çarşamba Poyraz Karayel. Sadece iki dizi izliyor olmak bile çok zaman alıyor. Televizyonun insan hayatında çok ciddi bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Reklamlar, özeti filan derken şaka maşa 3 saatimiz öyle tv karşısında boş boş geçip gidiyor.

Annem kendine yeni bir akıllı telefon aldı. Watsapp yükledi, facebook hesabı açtı:) Dün Murat'a arkadaşlık teklifi yollamış , seni de aradım ama bulamadım dedi. Ben facebook kullanmıyorum diyince pek bir şaşırdı:)) Annemin bu teknolojik şeylere yatkınlığını çok seviyorum. Ve ona bir lap top hediye etmek istiyorum. Laptopunu alçak kardeşim yüklenip götürdüğü için eski messenger fatihi halleri yok maalesef.

Patlayan bombalara, ülkemizde türeyen onlarca terör örgütüne, o örgütlere katılıp kendini ve maalesef bir sürü insanı patlatacak kadar gözü kararan tiplere, cennettte hurilerle olacaksın vaadiyle insan öldürmeye ikna edilenlere lanet olsun! 

Dünya hepimize yeter nedir bu açgözlülük!

Her telden yazımızı bitiriyorum. Daha eğlenceli yazılarda görüşmek dileğiyle...







18 Şubat 2016 Perşembe

Gündem:

Ne yazılır ki? Bu ülkede ağlamadan haber seyredebileceğimiz günler gelecek mi acaba? Öyle bir karmaşa var ki normal hayatıma devam ediyor olmak garip gelmeye başladı.

Gazete okumak gerçekten sinir bozucu bir hal aldı. Her haber hakkında saatlerce yazmak istiyorum aslında ama bir haber var ki gerçekten bu blogda yazmadan geçemeyeceğim.

* "ABD’den itiraf gibi bir açıklama geldi. ABD, "iyi adamlara verdiğimiz silahlar, bazen kötü adamların eline geçebiliyor" dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Mark Toner, Suriye ya da Irak’ta “iyi adamlara verdikleri silahların, bazen kötü adamların eline geçtiğinden haberdar olduklarını” söyledi."

ABD bu kıtada bile değilken neden Ortadoğudaki meseleler hakkında yorum yapıyor. Neden kendi ülkesine komşu dahi olmayan bir sürü ülke hakkında kararlar veriyor, ülkelere müdahale ediyor. Neden bir kişi de çıkıp "iyi de sana ne birader?" demiyor.

Karıştığı yetmiyor bir de silah veriyor. Ama kime? İyi adamlara. Hah! Bak dostum iyi adamların silahla işi olmaz!

Rusya neden girmiş Suriye'de savaşıyor? Beşar Esad'ı çok mu seviyor? Suriyeye bu kadar terörist bir anda nereden geldi? Bu adamlar gökten mi düştü? Yıllarca mutlu mesut yaşayan ülke neden bir anda üçe dörde bölündü?

Bizim Diyarbakır'da neden aylardır bitmeyen bir savaş var? Bu teröristler bu silahları nereden buluyor? Parayı nasıl kazanıyor? Dağda yaşayan adam normalde yemek bulamayacakken milyon dolarlık silahlara nasıl ulaşıyor?

Tüm bu olayların eş zamanlı olması, ülkemizin altında yeni bir komşu ülke oluşması, Kürt koridoru dedikleri şey ne? Bu birden kendiliğinden mi oldu? Bunu kim planlıyor? Neden? Nasıl?

Ben gün menüsü planlıyorum bir sürü aksilik çıkıyor da bu birilerinin planları nasıl tıkır tıkır işliyor? Binlerce hayatı tehlikeye atmayı umursamıyorlar biliyorum da bir sürü deli teröristi birden nasıl idare ediyorlar? Ve yine soruyorum neden?

Büyük ülkeler, devletler teröristlere o ya da bu sebeple silah vermeye devam ettiği sürece, o terörist iyi ama bu terörist kötü, bu terörist anlamlı işler yapıyor bak bu cici terörist gibi yaklaştıkları sürece dünyada savaş da acı da bitmez. Terörün cicisi, haklısı  olmaz. Bir insan eline silah alıp da "hak aradığını" iddia ediyorsa yapılması gereken o silahı elinden almaktır. Silahla, bombayla, insanların canını acıtarak hak arayan bir süre sonra o silahı sana da doğrultacaktır. Bugün piyon yaptığın terörist yarın senin de başına bela olacaktır.

Keşke herkesin çocuğunu kendi çocuğumuzmuş gibi sevebilsek, kendi çocuğunu gönderemeyeceğin bir savaşı çıkarmazsın o zaman. Kendi çocuğunu atmayacağın tehlikelere benim çocuğumu da, Suriyedeki, Iraktaki, Gürcistandaki, Fransadaki zavallı çocukları da atma!


12 Şubat 2016 Cuma

Havadan sudan

Bugün Cuma! Akşam Murat yemeğe gelemeyecek biz Duru ile başbaşayız. Dün de yoktu ve mantı haşlayıp yemiştik. Bugün de bol salçalı makarna yapıp yoğurtla yemeyi planlıyorum.Bol salçalı makarna benim sahur yemeğim. Annem sağolsun. Sonra evlenip kendi sahurlarımı hazırlamaya başladığımda haşlanmış yumurta, peynir, domates, çay tercih ettim. O saatte makarna yapmak zor geldiği için ve elbette her daim diyette olduğum için:)

Evde bir takım kurallarımız var, her ailede olduğu gibi. Mesela yemek yerken tv izlemek, telefon kurcalamak ya da kitap okumak yasaktır. Duru bu kurala harfiyen uyarken Murat resmen çocuk gibi uğraştırıyor:) Bazen Duru ile farketmemişsek Murat'ın ıpadden açtığı diziyi izlerken yemek yiyoruz. Durumu da genelde kızımız fark ediyor ve hemen müdahale ediyor.Duru ise çok kuralcı. Aferin kızıma!

Ama akşam yemekte Murat ya da ben yoksak o zaman isteyen istediğini seyrederek yemek yiyebiliyor.Baba ya da annenin yokluğuyla hüzünlenmemek için bir yöntem olarak bunu bulduk:) Babasına üzülmüyor çünkü miniş videoları var:))

Bu cumartesi güne gideceğim. Her gittiğim günden sonra menüm değişiyor. {Mantı yaparım diyordum en son gittiğimiz evde de mantı vardı.} Geçen gün ise bir lokantada şu yemeği gördüm. Hem yoğurt hem ıspanak hem de bulgur var. Ve daha önce hiç bir günde görmemiştim. Tadı şahane. Bana gelene kadar kimse yapmazsa kesinlikle bunu ve bizim ailenin Acem pilavını yapacağım. Adana'da günlerde bir çeşit bulgur işi yapmak şart. Yoksa o sofra eksik bir sofradır.

Haberleri dinlerken çok canım sıkılıyor, her yerimi sivilceler bastı, erkenden yatıp uyuyorum bir haftadır bir tek satır bile kitap okumadım. Bu da benden son haberler..

Herkese iyi haftasonları diliyorum...

10 Şubat 2016 Çarşamba

İlk yarıyıl tatili bitti yeni dönem başladı ben hala tatili yazacağım:

Duru'nun hayatının ilk yarıyıl tatili çok önemli bir konu. Bunu yazmasam olmazdı! Bu yarıyıl tatilinde iki gün izin aldım ve kızımla sinemaya gidip yemek yiyerek bir anne kız günü yaşadık.

Ve Duru ilk kez kendi parasıyla bir oyuncak aldı. Aslında hedefimiz "miniş" almaktı ama sonra miniş kalmadığı için içeri girer girmez gözüne kestirdiği aşağıdaki fotoğrafta da görülebilen oyuncak tavşanı aldı:



İlk filmimiz "iyi bir dinazor" du. Ve aslında yanlış bir seçimdi. Çünkü çok acıklıydı. Filmin ilk onbeş dakikasında dinazorun babası öldü! Duru ağlamaya başladı, anne çıkalım dedi. Ama çıksak aklında hep kötü şeyler kalacaktı diye ısrarla kalalım dedim. Sonra dinazor bir de kaybolup bir başına kalmasın mı? Neyse sonunda dinazor ailesine kavuştu ama film boyunca çok gerildik.Bir de dinazor annenin baba öldükten sonra bir daha asla eskisi gibi güçlü , sağlıklı görünmüyor oluşu canımı sıktı. Hayatta her zaman dik durmayı, güçlü olmayı öğretmemiz daha doğru bir yaklaşım olmaz mı?

Çıkışta yemek yedik ve eve gittik:

 
Evde kızım bana bir sofra hazırlamış ki sormayın. Balık, humus, cacıkla kurulan bu sofra düzeniyle de aklımı başımdan aldı:
 


İkinci gün de yine sinemaya gittik.Bu kez maalesef köstebekgiller filmine gittik. Ve yine süper saçmaydı. İlk filmden bir tık daha iyi olsa da ne yazık ki yine çırpıştırılmış bir filmdi. Konu, mantık, oyunculuk hak getire!

Anne kız günlerini çok seviyorum. Duru da artık çok iyi bir eşlikçi. Beraber alışveriş yapmaya da başladık mı benden mutlusu olamaz:)

3 Şubat 2016 Çarşamba

Denemeler

Hamburger sevgimi biliyorsunuz:) Bir kaç gün önce iş yerinde bir arkadaşım yeni açılan bir hamburgerciden bahsetti ve nefis olduğunu söyledi.Özellikle "Ti.ko'dan bile iyi" diyerek beni çok heyecanlandırdı.

Bir akşam Murat , ben Duru'dan oluşan hamburger değerlendirme ekibimiz S.oBig'e gittik.
 
 
 
Sunum hoş, ama Ti.ko'ya pek benzer gördüğünüz gibi.Yeni bir yer açıyorsanız biraz özgün olmaya çalışmak gerekmez mi? Dünyada hamburgerin tahta tabaklarda servis edilmesi gibi bir gelenek mi var? Sen de bambaşka bir sunum yap, ilk anda insanın aklına diğer hamburgercileri getirme:)
 
 Soslar güzel değildi zaten sos değil mezeydi.Mezeler neden soslukla servis edilmişti, eğer sos olması planlanmışsa çok katıydı nasıl patatesleri batırmamız bekleniyordu?
 
Tüm mezeler ve salatalar sarımsaklıydı ki ben hamburgerin yanında bu denli yoğun sarımsak sevmiyorum.
 
Patatesler oldukça kötüydü. Çok kalındı ve bir kısmının içi pişmemişti.
 
Hamburger gerçekten güzeldi ama yukarıda saydığım bu olumsuzluklar sebebiyle benim gönlümde yatan aslan hala Ti.k.o.
 
Bu kadar adı geçti madem kapanışı Ti.ko ile yapalım. Karşınızda T.iko'daki son keşfim: double cheeseburger. Özellikle arka planda görülen beyaz sos nefis bir şey. Ben genelde ondan bir tane daha istiyorum. Patatese çok yakışıyor.
 
 
 

2 Şubat 2016 Salı

Pazar Günü

 
Pazar günü arkadaşlarımızla çok şahane bir kahvaltı yaptık. İlk kez gittiğimiz bir at çiftliğinde uzun saatler süren , bol sohbetli güzel bir gündü.

 
Çocukların yumurtaları bu şekilde gelmişti, çok sevdim.

 
Kahvaltıdan sonra Duru ve Aslan ata bindi.

 
Arkadaş sanki kızım at üstünde doğmuş, öyle bir duruş, öyle bir yakışma :)

 
Biraz da parkta ata bindiler:)

 
Günün bence özeti de şudur ; "kuma gemisi yürür elti gemisi yürümez"  ..:)

Hakkımda

Bir anne, bir baba ve bir de çocuk.Aşk dolu, neşeli ve eğlenceli bir hayat umuduyla..